Hayati Firefox Eklentileri 2 – YouTube Center

youtubecenterİnternetin vazgeçilmezlerinden biri olan YouTube 2005 yılında ortaya çıkmıştı ve 1 yıl gibi kısa bir sürede Google tarafından 2006’da satın alındı. Başlangıçta oldukça duru bir arabirimle huzurlu bir deneyim sunan YouTube’u kullanmak geçen zaman içinde gittikçe daha sinir bozucu bir hale geldi. Her yerinden fırlayan, video öncesine sokulan reklamları, videoların üzerinde beliren pop-up kutuları vs. kast ediyorum. Sürekli big-brother Google hesabınız ile ilişkiye geçmeye çalışması, Adobe Flash Player’ın başlı başına bir bela olması da bunlara eklenebilir. Hele YouTube hesabınız varsa ve bunu Google hesabınıza bağladıysanız yandınız. (Aslında zaten hiçbir zaman web’i Google’a veya başka birşeye login’li şekilde gezmemelisiniz ama bu başka bir yazının konusu.)

YouTube’un geldiği nokta karşısında Dalgamotor Blog olarak kullanıcıyı artık Youtube’a yedirmemeye karar verdik. “Atılması gereken adımı en keskin hatlarla atıyoruz” ve YouTube Center eklentisi sayesinde Youtube’u “kaldırmıyoruz, kontrol altına alıyoruz“.

YouTube Center ile neler yapabileceğinizin listesi çok uzun. Aklınıza gelebilecek hemen hemen herşeyi ayarlayabiliyorsunuz:

Reklamları kaldırmak, videonun otomatik başlaması, otomatik buffer’lanması, tercih edilen video çözünürlüğü, Flash mı HTML5 mi kullanılacağı, GUI unsurlarının otomatik gizlenmesi, player ebatı, otomatik volume ayarı, yorumların hangi ülkeden yapıldığını gösterme, videoları download etmek gibi herşey var ve youtube.com için ayrı, harici sitelerdeki gömülü videolar için ayrı ayarlanabiliyor.

Bütün bunlar kullanıcı lehine en iyi çalışan browser olan FireFox‘un mükemmel, esnek eklenti sistemi sayesinde mümkün oluyor. Youtube Center, aslında tüm web sitelerinin kullanıcı tarafından kişiselleştirilmesine izin veren Greasemonkey eklentisine dayanıyor. Greasemonkey aracı sayesinde tüm ayarlarımızı Youtube’a yani Google’a login olmadan kişiselleştirmiş oluyoruz, böylece Big Brother Google’ın ağına da yakalanmıyoruz.

Youtube.com’un kendisi sık sık güncellenip değiştiği için eklentimizin de buna hızla ayak uydurması gerekli. Yoksa bazı özellikler zaman zaman çalışmamaya başlayabiliyor. Bu nedenle YouTube Center developer version‘ı tercih etmenizi tavsiye ederim. Kendisi otomatik olarak güncelleniyor.

YouTube Center’ın dikkatimi çeken en büyük eksiklikleri ise şunlar:

HTML5 tercih edildiğinde Flash ile sunulan 1080p ve 480p seçeneklerini kullanamıyoruz ne yazık ki. 720p ve 360p ile idare etmek veya Flash’a tahammül etmeye devam etmek gerekiyor. Görsel olarak bulduğum tek eksiklik volume ayarının otomatik gizlenmesini engelleme seçeneği olmaması. Video’ların sadece ses kısmını indirmek isterseniz bunun için harici servisler kullanıyor ve bunların arabirimleri kötü oluyor. Ben gerekince videoyu komple indirip sesi kendi bilgisayarımda ayırıyorum.

YouTube Center’ın YouTube konusunda ihtiyaç duyacağınız tek eklenti olacağını iddia ediyorum. Ve tabii ki bu eklenti açık kaynak kodlu özgür bir yazılım.

Bonus olarak da, titizlikle hazırladığım kendi YouTube Center developer version ayarlarımı sizinle paylaşıyorum, bu dosyayı YouTube Center’a “import” ederek huzurlu bir YouTube deneyime hızlı şekilde kavuşabilirsiniz. (Not: HTML5 için 720p’ye razı olmuyorsanız, player seçeneklerini Flash olarak değiştirebilirsiniz.)

Reklamlar

Hayati Firefox Eklentileri 1 – Adblock Edge

Lafı dolandırmaya gerek yok. Reklamlar ruh sağlığımızı tehdit ediyor ve web’i çöplüğe çeviriyor. Akıl sağlığımızı korumak için reklamlardan kurtulmak şart.

abe

Daha önceki bir yazımda Firefox’un özgür yazılım oluşu ve web’de özgürlüğe ve açık standartlara vurgu yapan bağımsız Mozilla Vakfı tarafından üretilmesi ile kullanıcı lehine çalışan tek browser olduğunu vurgulamıştım. Firefox’un en güçlü ve en zengin eklenti deposuna sahip browser olması da tesadüf değil. Bu yazıda bu eklentilerden vazgeçilmez bir tanesini, web’den reklamların %99’unu temiz bir şekilde uçuran Adblock Edge‘i tanıtmak istiyorum. Mümkünse hala web’de çıplak dolaşan tek kişi bile kalmasın.

Öncelikle, Adblock Edge’in “kur ve unut” tarzında, bir kez kurulduktan sonra bir daha uğraştırmayan tamamen otomatik bir çözüm olduğunu belirteyim. Sistem, reklam kaynaklarının otomatik olarak sürekli güncellenen bir karaliste filtresi ile engellenmesi şeklinde işliyor. Firefox’un güçlü eklenti yapısı sayesinde, Adblock Edge reklamları indirdikten sonra gizlemek yerine (bazı başka browser’lardaki reklam engelleyiciler bunu yapıyor) baştan indirmeyerek sayfaların daha hızlı açılmasına katkıda bulunuyor ve bant genişliğinden de tasarruf sağlıyor.

Peki neden Adblock Plus değil de Adblock Edge? Adblock Plus, hepimizin reklam engelleme konusundaki eski favorisiydi ancak geçtiğimiz yıllarda kullanıcıları satışa getirdi. “Kabul edilebilir reklamlar” diye bir kategoriye ait reklamları filtreleme dışı bırakan varsayılan bir ayar ile gelmeye başladı. Bunlar önce Google’ın metinden ibaret reklamlarıydı, ancak detay vermemekle birlikte (kötüye işaret) bazı başka ticari ortaklıklara da girildiğini ve izin verilen reklamlar listesinin genişlediğini açıkladılar. Özetle önce kendilerini reklamveren ile kullanıcı arasına yerleştirip, sonra da bu konumlarını pazarlama aracı yaptılar. İkiyüzlülüğün muazzam bir örneği olan bu hamle kabul edilebilir gibi değildi. Neyse ki Adblock Plus, eski Adblock adlı eklentiden fork’lanmış özgür bir yazılım, dolayısıyla başındakiler sapıtınca hemen Adblock Plus da fork’lanarak Adblock Edge oluşturuldu ve arzulanan varsayılan ayarlar geri getirildi. Bu yüzden güle güle Adblock Plus, hoşgeldin Adblock Edge.

Reklamlar olmazsa sevdiğimiz siteler nasıl para kazanacak, var olmaya nasıl devam edecek diyenler olabilir. Bu kaygıya vereceğim cevap şu: web reklamlardan önce de vardı, reklamlardan sonra da var olmaya devam edecektir. Her içeriğin para ile alınıp satılmasına gerek yok. Herkes reklamlarla karşılıklı olarak birbirini zehirleyeceğine ücretsiz reklamsız paylaşım yaptığında zaten özünde ödeşmiş oluyoruz. Gerçekten okunmaya değer bir içerik sunan ve ciddi giderleri olan siteler de bağış veya benzeri yollarla masraflarını karşılayabilir. Wikipedia‘dan daha iyi örneğe gerek var mı? Uzun zamandır dünyanın en popüler ilk 10 sitesi listesine demir atmış durumda, içerik açısından tartışmasız en zengin kaynak ve tek reklam içermiyor. Diğer kar amaçlı web sitelerini işleten “girişimciler” de artık yürümediği ayyuka çıkmış olan reklamlı gelir modellerinin yerine ne koyacaklarını bir zahmet kendileri “innovasyon” yapıp bulsun.

Reklam engelleyici kullanıldığını tespit edip, içeriği göstermemeye çalışarak bir silahlanma yarışına girmeyi tercih eden sitelere de “al siteni başına çal” diyorum ve bir süre uğramamayı kabul ediyorum. Nasıl olsa bir süre sonra Adblock Edge’in filtresi bu karşı-önlemleri de engelleyecek şekilde güncelleniyor. Gerçekten web’de başka yerde bulunmayacak bu kadar eşsiz ne sunduklarını sanıyor acaba bu siteler..

Reklam engelleme eklentilerinin en popüler eklentiler olduğundan da anlaşılabileceği gibi biz kullanıcılar zihin tecavüzcüsü reklamları istemiyoruz. Keşke ekran dışındaki hayat için de bir reklam engelleme eklentisi olsa..

Not: Naçizane blogumda hiçbir reklam yerleştirmiyorum ve asla yerleştirmeyeceğim. Herhangi bir sayfada karşınıza reklam çıkıyorsa bu wordpress.com’un dayattığı reklamlardır ve Adblock Edge ile yok etmenizden memnuniyet duyarım.

Doğru amaca hizmet edebilen tek Browser: Firefox

IE mi FF mi? Chrome? Safari? Hangi web browser?

Çoğu zaman insanlar bu soruya basit estetik tercihler, yerleşmiş alışkanlıklar, performans veya sebebi net olmayan aidiyet duyguları ile yanıt veriyor. Oysa konuya daha bilinçli yaklaşmak ve “hangisi gerçekten bana hizmet ediyor” diye bakabilmek lazım. Bunun için önce biraz tarihimizi hatırlayalım.

1996-2000: Netscape’i yok eden Internet Explorer

90’lı yılların ortalarında web’de Netscape’in browser’ı Netscape Navigator (sonradan Netscape Communicator) ön plandaydı. Microsoft, Netscape’i piyasa dışına itmek için Internet Explorer’ı Windows 95’ten itibaren Windows’a entegre etme stratejisini uyguladı. Windows, PC’lerde tam bir tekel konumunda olduğundan, artık her bilgisayarda IE de olacaktı ve kullanıcılar sonradan bir browser yüklemekle uğraşmayacak, bu şekilde IE egemen hale gelecekti. Bir piyasadaki tekel konumunun (işletim sistemleri) bir başka piyasada (browser’lar) tekel elde etmek için kullanılmasına dayanan ve aslında yasadışı olan bu strateji Microsoft için çok başarılı oldu. ABD hükümetinin yıllar sonra Microsoft’u tekelcilikten mahkum etmesi ancak ciddi bir ceza vermemesi, Avrupa Birliği’nin de Microsoft’u Windows işletim sistemi kurulumu sırasında bir browser tercih ekranı getirmeye zorlaması iş işten geçtiken sonra gelen yetersiz yaptırımlar oldu. Bu sırada Netscape, kullanıcılarını kaybetmiş ve AOL tarafından satın alınmıştı. Akabinde IE, web’de tam bir egemenlik kurdu.

Netscape’in pazar payının düşüşü

2000-2004: Web’in Duraklama Dönemi

IE’nin web’de tekel konumunu elde etmesi, web sayfalarının programlanışında ve sunumunda büyük bir yozlaşmaya yol açtı. Şöyle ki, web sayfalarını hazırlayanlar, her browser’ın anladığı endüstri standartları yerine, nasıl olsa sadece IE kullanılıyor diye, sayfalarını sadece IE ile çalışabilecek şekilde oluşturmaya başladı. Microsoft da, geliştirdiği bir dizi sadece IE ve Windows ile çalışabilen teknolojiler yoluyla bu tekel konumunu perçinlemek için elinden geleni yaptı (ActiveX, sorunlu uygulamaları ve güvenlik açıkları nedeniyle bunların en kötü ünlüsüdür). Bu durum, browser’lar alanında tam bir duraklama devrinin ortaya çıkmasına yol açtı. 90 sonları ve 2000 başlarını kapsayan dönemde Web’de teknolojik ilerleme neredeyse durdu. Web’in kendisini umursamayan, sadece IE sayesinde Windows satışlarını korumayı umursayan Microsoft (IE zaten ücretsizdi) web’e ve web browser’ına kayda değer hiçbir yenilik getirmedi. Güvenlik, kullanılabilirlik, estetik gibi her açıdan vasat bir statüko oluştu. Ana gelir kapısı Windows ve MS Office lisansları satmak olan Microsoft’un web’e bakışı şüphecidir çünkü kontrolünde olmayan bir web’i kendi ürünlerine rakip olarak görür. Vermeye başladığı web hizmetleri de, her zaman Windows ile entegre çalışmaya yönelik öncelikler içerir.

2002-2004: Netscape’in küllerinden doğan Firefox

mozillaWeb’deki bu duraklama devrini bitiren Firefox oldu. Netscape’in AOL’e satılmadan önce Mozilla projesi adı altında browser kaynak kodlarını GPL lisansı ile açık hale getirmesiyle yeni bir özgür yazılım ortaya çıktı. Bu sayede Netscape ortadan kalktıktan sonra bu kodlar kullanılarak yeni bir proje başlatılabildi. Mozilla Vakfı bünyesinde, Gecko motoruna dayalı yeni bir browser yaratıldı. İsmi Phoenix, Firebird ve sonunda Firefox şeklinde değişen bu browser 2002’de beta olarak, 2004’te ise 1.0 versiyonu ile web’e taze bir soluk getirdi. İlk dönemde web’de sadece IE ile düzgün çalışan sayfalar nedeniyle sancılı bir geçiş dönemi yaşandı. Ancak kullanıcıya tabbed browsing, reklam ve pop-up engelleme, form içeriği hatırlama gibi bir dizi yeni özellik sunan Firefox, başarılı bir PR kampanyası ve karşı-kültürel havası ile hızla yükseldi ve IE’nin tekelini kırdı. 2000 ortalarına gelindiğinde bir özgür yazılım olan Firefox web’i büyük ölçüde özgürleştirdi, ve “IE isteyen” web siteleri artık insanların gıcık olduğu önemsiz bir azınlık haline geldi. Kullanıcı, çalışmayan bir sayfa ile karşılaştığı zaman suçu Firefox’a atmak yerine, doğrusunu yaparak sayfaya atmaya başladı. Bu çok önemli bir kırılma oldu. Firefox’u geliştiren Mozilla Vakfı’nın ana gelir kapısı, Firefox’un arama kutusundaki varsayılan arama motoru olma hakkının satılmasıdır. Bunun alıcısı, şu ana kadar hep en yüksek teklifi yapan Google oldu (Mozilla’nın email client’ı Thunderbird’de ise Microsoft’un Bing hizmeti varsayılandır). Bu ilişki, bazılarına Firefox’un Google’a bağımlılığı olduğunu düşündürttüyse de, aslında çıkar ilişkisi karşılıklıydı. Firefox’un maddi kaynağa, Google’ın ise açık, bağımsız ve standartlara dayanan bir web’e ihtiyacı vardı çünkü Google tamamen web üzerinden iş yapıyordu. Ayrıca, ileride Google yerine rakip bir arama motoru firması daha iyi bir teklif verirse Firefox’un varsayılan arama motoru olma hakkını satın alabilir.

2003: Microsoft’un terk ettiği Apple açık kaynak kodlu KHTML’e koşar: WebKit bazlı Safari

WebKit

WebKit motoru

Bu sırada Apple cephesinde de gelişmeler yaşanıyordu. 1996 yılından beri IE’nin Apple’ın işletim sistemleri için de versiyonları vardı, ancak Microsoft strateji değiştirerek 2003’te Apple’ın platformunu terk etti. Apple da, bu boşluğu doldurmak için, yüzünü Linux dünyasındaki KHTML motoruna çevirdi. KHTML, kapalı kaynak kodlu yazılımların içine yerleştirilmeye izin veren yarı gevşek bir özgür yazılım lisansına sahipti (LGPL). Apple, bu sayede KHTML’i WebKit ismiyle fork’ladı ve bu özgür yazılım motor üzerine kendi kapalı bileşenlerini ekleyerek 2003’te Safari’yi oluşturdu. Tıpkı IE’nin Apple platformları için olan versiyonu gibi, Safari’nin de kısa bir süre Windows versiyonları sunulduysa da sonradan buna son verildi. Yani Microsoft ile Apple birbirlerine tamamen sırt çevirdi. Apple, gelirlerini cazip donanımlarının satışından elde eder. Apple için Safari’nin önemi, kendi donanımında kendi tercihlerine sadık şekilde, kendi kontrolü altında çalışacak bir browser olmasıdır. Bu öncelik, Safari’nin özgür web teknolojileri konusunda duruma göre değişen konumlar almasını getirir. Mesela Apple, mobil cihazlardaki pil tüketimi nedeniyle Adobe Flash’ten hazzetmediği için Flash yerine açık HTML5 Video standardını destekledi, ancak bu şekilde sunulacak videoların codec’i söz konusu olduğunda kendisinin zaten lisans sahibi olduğu kapalı bir codec olan H.264’ü ön plana çıkardı (Mozilla ve Google ise özgür codec’ler içeren Webm’i tercih ediyor).

2008: Firefox’la bir yere kadar diye düşünen Google WebKit’ten Chrome’u yaratır

IE, Firefox ve Safari’ye en son katılan ama en hızlı yükselişi gösteren browser, Google’ın 2008’de çıkardığı Chrome. Google, internetin en büyük reklam şirketidir ve para kazanma yolu neredeyse tamamen web’deki reklamlar üzerindendir. Arama motoru ve diğer sayısız ücretsiz hizmetlerinin hepsi eninde sonunda reklam satmaya yöneliktir. Üstelik, Google’ın reklam dünyasına getirdiği büyük yenilik, kişiye özel reklamlar sunma becerisidir. Bunu da, kullanıcılar hakkında bilgi toplayarak, yani kullanıcının gizlilik ve anonimliğini ortadan kaldırarak yapar. Yani Google’ın ücretsiz gibi gözüken hizmetleri için ruhumuzu satmamızı ister (“Bir şeye para vermen gerekmiyorsa, muhtemelen sen satılacak ürünsün” ilkesi). Google’ın bu nedenle çıkarları özgür web teknolojileri ile uyumludur, ancak, bunları hep kendi bilgi yağmalama ve reklam sunma stratejileri ile birlikte kullanmak ister.

Üvey evlat Chromium

Üvey evlat Chromium

Mozilla ile Google’ın çoğu zaman web teknolojileri konusunda ortak hareket ettikleri ancak zaman zaman ayrıştıkları stresli evliliklerinin altında bu sebep yatar. Google’ın Chrome’u yaratmasının bir sebebi de, Firefox’a varsayılan arama motoru olması karşılığında para ödemektense, her zaman kendi hizmetlerine yönelik varsayılanlar içerecek kendi browser’ını sunmak istemesidir.

Tıpkı Safari gibi Chrome da uzun süre Apple’ın KHTML’den fork’ladığı WebKit motorunu kullanıyordu. Ancak kısa bir süre önce Google, Apple’ın etkisinden çıkıp bağımsız çalışmak için WebKit’i de fork’layıp Blink adlı motoru geliştirdi ve Chrome artık Blink motorunu kullanıyor.

Chrome, kaynak kodlarının büyük bir kısmını Chromium adlı açık kaynak kodlu projeden devşiriyor. Chromium’un üzerine eklediği kapalı kaynak kodlu unsurlar ise Chrome’u, birçok insandaki kafa karışıklığına rağmen kapalı kaynak kodlu bir yazılım yapıyor. Chrome özgür bir yazılım değil. Ancak daha da rahatsız edici olan, zorla kurdurduğu ve her zaman çalışan “Google Update” uygulamasına ek olarak kullanıcının davranışlarını takip etmesi ve bazı bilgilerini doğrudan Google’a yollamasıdır (adres çubuğuna yazılan herşey gibi). İşte bu, Google’ın çirkin yüzüdür ve bu sebeple asla Chrome’u kimseye tavsiye etmem. Chrome’un motorunu çok seven Chromium kullansın diyebilirim, ancak onu da web’de kuruluma hazır bir dosya halinde ara ki bulasın (eğlenceyi size bırakıyorum)…

Chrome’un hızlı yükselişi

Sonuç: Firefox’tan Şaşma

header-firefox2013 yılında 4 büyük browser’ın egemenliğindeki tablo şu: Microsoft’un çiftliğinde IE, Apple’ın çiftliğinde Safari yer alıyor. IE’nin halen tek varoluş amacı Windows’un piyasa egemenliğini korumak. Safari, aynı şekilde Apple’ın işletim sistemi ve cihaz satışlarının devamlılığı için geliştirilmektedir. Tüm platformları desteklemeye çalışan ise Firefox ve Chrome var. Bunların içinde de sadece Firefox tamamen açık kaynak kodlu bir özgür yazılım. Safari ve Chrome açık kaynak kodlu parçalar içeren kapalı kodlu yazılımlar. Dolayısıyla Firefox’un bağımsızlığa ek olarak açık kaynaktan gelen güvenilirlik avantajı var. Google’dan gelen her şey gibi Chrome da bilgilerinizi yağmalıyor. IE ve Safari’nin ne derece bilgi yağmaladığı ve sizi gözetlediği de kapalı kaynak kodlu olmaları nedeniyle belirsiz.

Firefox’un şüphe ile yaklaşılması gereken tek yönü sizi Google Search’e teşvik etmesi. Firefox’ta varsayılan motoru değiştirerek bundan rahatsız olanların problemi çözmesi mümkün. Ben Google’ın arama sonuçlarını, gözetleme araçlarından muaf bir şekilde ve sade olarak önünüze sunan Startpage’i Firefox’ta varsayılan arama motoru yapmayı tercih ediyorum.

Bu yazımda ele aldığım browser’ları büyük 4’lü ile sınırlandırdım. Pazar payları çok küçük olduğundan Opera veya Maxthon gibi diğer alternatiflere değinmedim. Browser underground’una dalmak isteyenler eminim ki Firefox dışında da bazı sağlam kayalara rastlayacaktır. Bunların bazıları yine Firefox veya Chromium’dan türetilmiş olacaktır. Fakat büyük çoğunluk için, doğru amaca hizmet edebilen, yani önündeki kullanıcıya hizmet etmeyi öncelik yapabilen tek bağımsız browser hala eski dostumuz Firefox.

İleride, web’de sizi reklamlardan kurtaran, gözetlenmenizi engelleyen, ve özgür teknolojileri daha rahat kullanmanızı sağlayan Firefox eklentilerini de tanıtacağım. Bu tip eklentilerin her zaman en iyilerinin Firefox için üretilmesi de tesadüf değildir, aklınızda bulunsun.

MediaInfo, Video ve Ses Dosyalarınızda Container ve Codec’ler

Bilgisayarlar “multimedia” özelliklerini kazandıkları yani ses ve video oynatabildikleri zamandan beri, video ve ses için çok sayıda dosya formatı ve codec ortaya çıktı. Buradaki çeşitliliğin birden çok sebebi var. Teknoloji geliştikçe daha üstün kaliteli codec’lerin ortaya çıkması, farklı kullanım alanlarında farklı codec’lerin uygun olması gibi doğal sebeplere ek olarak, rakip teknoloji firmalarının kendi pazar çıkarlarına yönelik olarak birbirlerine rakip codec ve formatları yayması da var. Bir kez popülerleşen codec ve formatlar, hem alışkanlık ve bilinirlik etkisi nedeniyle hem de bunları oynatan donanımların (akıllı tv’lerden, araba müzik sistemlerine) yazılımlara kıyasla yavaş evrilmesi nedeniyle, daha iyileri çıkmış olsa bile uzun süre ortalıkta kalıyor. Bu da ortalıktaki format ve codec kaosunu arttırıyor.

Bu kaos ile başa çıkmanız için gereken ilk adım, elinizdeki bir dosyanın hangi container formatı olduğunu ve bu container’ın içinde hangi codec’ler ile encode edilmiş video ve ses bilgileri olduğunu tespit etmeniz.

MediaInfoMediaInfo programı, bu ilk adımı atmanızı sağlıyor. Açık kaynak kodlu özgür bir yazılım olan MediaInfo’nun Windows, Mac ve Linux versiyonları mevcut. MediaInfo çok sayıdaki dosyayı tanıyabiliyor ve elinizdeki dosyaya dair liste halinde çıkarttığı bilgiler eksiksiz. Ancak bu bilgilerin ne olduğunu anlamak için container, codec ve diğer veriler arasındaki ilişkiye dair bir fikrinizin olması gerekli:

1. Container, içinde video, ses, altyazı gibi unsurlar barındırabilen, “kutu” benzeri bir dosyadır. Elinizdeki video dosyalarının işletim sisteminizce görülen ve dosya isminin uzantısında belirtilen formatı (.mp4, .mkv, .mov vs.) container’a aittir. Her container, her video veya ses codec’ine sahip unsuru desteklemez yani her container’ın içine her şeyi koyamazsınız. Ayrıca bazı container formatları, altyazı desteklemez veya desteklediği etiket bilgileri kısıtlıdır. Streaming destekleri de farklı olabilir. Container’lar bu şekilde birbirlerinden ayrılır. Container’ın kendisi video veya ses kalitesine etki etmez, ancak bazı container’lar daha gelişmiş codec’leri barındıramadıkları için dolaylı olarak kaliteyi kısıtlamış olur. Container’ın içinde yer alabilecek esas unsurlar şunlardır: Video, Ses, Metin (genellikle altyazı). Bunlara ek olarak Chapter bilgileri (izlerken özel bir bölüme kolayca atlamak için), ve Etiketler (“Tag”ler – Yönetmen, sanatçı, yapım yılı bilgileri vb.) de container’a dahil edilebilir.

Piyasadaki en gelişmiş container formatı, aynı zamanda özgür bir format olan Matroska’dır (.mkv). Google’ın geliştirdiği özgür WebM formatı da Matroska’dan türetilmiş, daha kısıtlı özelliklere sahip ve web’e yönelik bir container formatıdır. Daha eski bir özgür container formatı olan Ogg (.ogg) demode hale gelmiştir. Matroska (ve duruma göre WebM) her zaman ilk tercih olmalıdır.

Matroska’nın özgür olmayan container’lar içinde, ortak standartlara dayandığı için en ciddi rakibi MP4’tür (.mp4). MP4’ten türetilmiş veya akraba olan çeşitli container formatları da vardır. Apple’ın Quicktime’ı (.mov, .qt) ve telefonlarda görülen 3GP (.3gp) formatları bunlardandır. Bu formatlar ikinci tercih olabilir.

Container hiyerarşisinin en dibinde de, sadece tek bir firmanın kontrolündeki formatlar yer alır. Microsoft’un ASF formatı (.asf, .wmv, .wma), DivX Inc.’in DivX formatı (.divx), Adobe’nin Flash Video’su (.flv), Real Networks’ın Real Media (.rm) formatı bunlardandır. Bu formatlar mümkünse kullanılmamalıdır. Microsoft’un eski container formatı olan Audio Video Interleave (.avi) formatı demode durumdadır ve son çare olmadığı sürece kesinlikle kullanılmamalıdır.

Container formatlarının kıyaslamalı listesi.

2. Video codec, container’ın içindeki video unsurunun formatıdır ve video kalitesini belirler. Video codec’lerin normal koşullarda dosya ismi uzantısı olmaz. Container’ların içinde dururlar.

Piyasadaki en önemli özgür video codec’i Google’ın On2 firmasını satın aldıktan sonra özgür hale getirerek geliştirdiği VP9 formatı. VP9, aynı formatın bir önceki nesli olan VP8‘in yerini almaktadır. BBC’nin geliştirdiği özgür bir codec olan Dirac adlı formatı da kalite anlamında kendine üstlerde yer aramaya devam ediyor ancak pek yaygın değil. Xiph’in daha önce geliştirdiği özgür Theora isimli codec’i demode hale gelmiş durumda. Xiph’in Mozilla ile birlikte geliştirmekte olduğu yeni nesil özgür video codec’i Daala ise henüz hazır değil. Bu durumda, video dosyaları için ilk tercih VP9 (veya destek yoksa VP8) olmak durumunda.

Özgür olmayan video codec’lerden MPEG grubu tarafından geliştirilen H.264 (AVC) standardı halen özgür video codec’lere kıyasla daha yüksek kalite sunuyor. Dolayısıyla öncelik kalite ise kullanılabilir. H.264, daha önce yaygın olan MPEG4-ASP tipi codec’leri (xvid popüler bir uygulamasıydı) demode hale getirdi. H.264’ün ardından gelecek codec olan H.265 (HEVC) ise halen geliştirilme aşamasında. Microsoft’un WMV9 codec’i ise standart haline geldikten sonra VC-1 ismini aldı ve H.264’e kalitesi biraz daha düşük bir alternatif niteliğinde. Sonuç olarak, eğer maksimum kalite için özgür olmayan bir codec kullanılacaksa bu H.264 olmalı.

Video codec’lerin garibanı konumunda da 90’larda bir zamanlar popüler olan Real Networks’ın RV10 codec’i var. Sadece bir firmanın desteklediği bu codec çöp niteliğinde.

Video codec’lerin kıyaslamalı listesi.

3. Ses codec’i, container’ın içinde yer alan ses unsurunun formatıdır ve ses kalitesini belirler. Ses codec’leri genellikle container içinde gelse de, “raw stream” olarak tek başlarına da dosya olarak gelebilirler çünkü yanlarında eşlik eden herhangi bir bilgi her zaman gerekmeyebilir.

Piyasadaki en kaliteli ve gelişkin ses codec’i Xiph’in Skype’ın katkılarıyla geliştirdiği özgür format olan Opus’tur. Opus üzerine daha önce bir tanıtım yazısı yazmıştım. Opus, Xiph’in önceki ses codec’i olan Vorbis’i demode hale getirmiştir. Opus, tüm kayıplı ses codec’leri içinde kesinlikle ilk tercih olarak kullanılmalıdır.

Özgür olmayan ve Opus’a çok yakın kalite sunan ses codec’i yine MPEG grubunun AAC formatıdır. AAC formatı, şimdilik daha yaygın destek nedeniyle tercih edilebilir. AAC, MPEG grubunun bir önceki efsane popülerlikteki ses codec’i olan MP3’ü demode hale getirdiyse de, atalet ve müthiş destek yaygınlığı nedeniyle MP3 hala yaşamaya devam etmektedir.

Ses codec’leri düşünüldüğünde son sıralarda özgür olmayan Microsoft’un WMA codec’i ve Real Networks’ın AAC’den türetilmiş RA9 ve RA10 codec’leri gelmektedir. Bunlara, belli bitrate’lerde yüksek ses kalitesi sunmasına rağmen desteği çok zayıf marjinal bir codec olan bağımsız Musepack codec’i de eklenebilir. Bu ses codec’lerinin hiçbiri mümkünse kullanılmamalıdır.

Ses codec’lerinin kıyaslamalı listesi.

MediaInfo’ya dönecek olursak: Bu program sayesinde elinize bir dosya geçtiğinde tam olarak hangi container formatında olduğunu, hangi codec’leri içerdiğini ve diğer bilgilerin düzenli listesini bir tık ile görebiliyorsunuz. Yalnız bir uyarım var, MediaInfo’yu kurarken yanında size kakalamaya çalışacağı ek programı “I do not accept” seçeneği ile reddedin. Özgür bir yazılımda pek tasvip etmediğim bu çirkinlikten bu şekilde sıyrılın..

Screenshot’lar

Programın çıktısına örnek:

General

Unique ID : 194540422344676715450033734198677792496 (0x925B1F5AC43265DA89ED91369BA0E6F0)

Complete name : F:\X.mkv

Format : Matroska

Format version : Version 2

File size : 1.47 GiB

Duration : 47mn 21s

Overall bit rate : 4 443 Kbps

Encoded date : UTC 2013-08-12 12:44:48

Writing application : mkvmerge v5.8.0 (‘No Sleep / Pillow’) built on Sep 2 2012 15:37:04

Writing library : libebml v1.2.3 + libmatroska v1.3.0

Video

ID : 1

Format : AVC

Format/Info : Advanced Video Codec

Format profile : High@L3.1

Format settings, CABAC : No

Format settings, ReFrames : 2 frames

Format settings, GOP : N=1

Muxing mode : Header stripping

Codec ID : V_MPEG4/ISO/AVC

Duration : 47mn 21s

Bit rate : 3 970 Kbps

Width : 1 280 pixels

Height : 718 pixels

Display aspect ratio : 16:9

Frame rate mode : Constant

Frame rate : 23.976 fps

Color space : YUV

Chroma subsampling : 4:2:0

Bit depth : 8 bits

Scan type : Progressive

Bits/(Pixel*Frame) : 0.180

Stream size : 1.31 GiB (89%)

Language : English

Default : Yes

Forced : No

Color primaries : BT.709

Transfer characteristics : BT.709

Matrix coefficients : BT.709

Audio

ID : 2

Format : AC-3

Format/Info : Audio Coding 3

Mode extension : CM (complete main)

Format settings, Endianness : Big

Muxing mode : Header stripping

Codec ID : A_AC3

Duration : 47mn 21s

Bit rate mode : Constant

Bit rate : 384 Kbps

Channel(s) : 6 channels

Channel positions : Front: L C R, Side: L R, LFE

Sampling rate : 48.0 KHz

Bit depth : 16 bits

Compression mode : Lossy

Stream size : 130 MiB (9%)

Language : English

Default : Yes

Forced : No

Text

ID : 3

Format : UTF-8

Codec ID : S_TEXT/UTF8

Codec ID/Info : UTF-8 Plain Text

Default : Yes

Forced : No

Mumble: Ventrilo ve Teamspeak’e Özgür bir Alternatif

mumbleMumble, grup halinde sesli chat yapmayı sağlayan açık kaynak kodlu bir özgür yazılım. Kullanıcılar IRC benzeri bir yapı içinde seçtikleri bir sunucuya bağlandıktan sonra kanallar içerisinde toplanıp konuşabiliyor. Server-Client modeline dayalı olması ile bu sistem daha önce tanıttığım bir Skype alternatifi olan Jitsi gibi Peer2Peer VOIP araçlarından ayrılıyor.

Rakipleri Ventrilo ve Teamspeak gibi Mumble’ı da genellikle oyuncular tercih etse de, Mumble camiasında bazı farklı ilginç topluluklara da rastlanabiliyor. Örneğin, Türkiye çıkışlı uluslararası bir aktivist hareket oluşturmaya çalışan Social Network Unionism sitesinde Mumble üzerinden bu günlerde şehir parklarında yaşananlara benzer online forumlar düzenlendiğine rastladım.

Mumble’ı piyasadaki iki rakibiyle kıyaslamam gerekirse, Mumble’ın Teamspeak ile beraber Ventrilo’yu açıkça geride bıraktığını söyleyebilirim.

Üç programın da platform desteği yaygın olmakla birlikte Ventrilo’nun resmi bir Linux client’ı yok, ve Mac server yazılımı güncel değil (PowerPC için yazılmış ve Rosetta aracılığıyla çalışıyor). Bu eksiği kısmen kapatan bir üçüncü parti özgür yazılım Linux client’ı var: Mangler. Mumble ve Teamspeak’in ise Windows, OSX ve Linux’ta hem client hem server için resmi yazılımları mevcut. Mobilde yine üçünün de iOS ve Android client’ları ya resmi olarak var ya da üçüncü parti yazılımlar eksiği kapamış.

mumble-connectVentrilo, düzgün çalışan ve olgun bir program olmasına karşın 2007’den beri kayda değer bir güncelleme olmaması nedeniyle ihtiyarlamış durumda ve terk edilmişe benziyor. Bu tip bir program için en önemli bileşenlerden biri kalite ve performans üzerinde büyük etkisi nedeniyle desteklenen ses codec’idir. Ventrilo güncellenmediğinden üstün kaliteli yeni nesil ses codec’i Opus’a desteği yok. Mumble, Haziran ayında çıkardığı 1.2.4 versiyonu ile Opus desteğini ilk sunan oldu. Teamspeak, Ventrilo’ya benzer şekilde çok uzun süre atıl kaldıktan sonra birkaç gün önce versiyon 3 ile kendini yeniledi ve Opus desteği içeriyor. Opus, daha yüksek ses kalitesi ve konuşurken daha az gecikme demek.

Sesli chat programlarında bir başka önemli bileşen de kullanılan iletişim protokolüdür. Bu alanda Mumble’ın açık kaynak kodu ve dokümantasyon ile sunulan özgür bir protokolü varken, Ventrilo ve Teamspeak’in protokolleri gizli ve kapalı. Kullanılan protokolün özellikle konuşma sırasındaki gecikme sürelerine büyük etkisi var. Bu alanda da Mumble’ın çok düşük gecikme süresi ile performans olarak öne çıktığını, Ventrilo’nun ise yüksek gecikme süresi ile geri kaldığını söyleyebiliriz. Teamspeak, yeni versiyonuyla bu alanda ikisinin arasında, Mumble’a yakın bir yerde duruyor gibi. Youtube’da durumu karşılaştırmalı olarak ortaya koyan güzel bir çalışma var.mumble-main

mumble-infoSesli chat programlarında bir başka önemli özellik de güvenlik için veri şifreleme tekniklerinin desteklenmesi. Ventrilo, bu alanda da nal toplarken, Mumble şifrelemeyi zorunlu tutarak öne çıkıyor. Teamspeak 3’te ise şifreleme tercihe bağlı. Burada hatırlatmak gerekir ki, açık kaynak kodlu olmayan hiçbir yazılımın güvenliğinden, hele şifrelemeyi doğru ve arka kapısız bir şekilde yapıp yapmadığından objektif bir şekilde emin olunamaz. Bu da Mumble’ın artılarından biri daha. Şifreleme client ile server arasındaki iletişimi kapsadığından, yani sunucu ucunda veriler okunabilir hale geldiğinden tam güvenlik için kendi server’ınızı kurup kullanmayı tercih edebilirsiniz. Mumble, kurulumda seçenek olarak kurmayı önerdiği Murmur adlı sunucu yazılımı ile bu imkanı veriyor.

Sunucular konusunda Mumble’ın önemli bir avantajı da özgür yazılım olduğu için herhangi bir lisans ücreti talep edilmemesi. Ventrilo veya Teamspeak server yazılımını kendi sunucunuza kursanız bile, ücretsiz versiyonunda sunucuya bağlanabilen maksimum kullanıcı sayısı kısıtlanıyor. Bu rakam Ventrilo’da 8, Teamspeak 3’te ise 32. Bu rakamı aşmak isterseniz lisans ücreti ödeyip kısıtlamasız bir versiyon edinmeniz gerekli.

Peki, eğer kendiniz Murmur yani bir Mumble server’ı kurmaya karar verirseniz, ne kadar upload hızına ihtiyacınız olacak? Bu ihtiyaç kullanıcı sayısına ve tercih edilen codec kalitesine bağlı olarak değiştiği gibi aynı anda konuşan insan sayısına bağlı olarak anlık da değişecektir. Mumble’ın Sıkça Sorulan Sorular kısmındaki bir hesaplamayla şöyle denmiş: Ortalama kalite ayarlarını kullanan, 20 kişinin bağlı olduğu bir sunucuda ortalama 2 kişi aynı anda konuşuyorsa sunucuda 1-3 mbit arası upload hızı gerekecektir. Bu kaba hesap, satın aldığımız internet bağlantı paketlerinde upload hızlarının önemini bir kez daha gösteriyor.

Eğer Mumble’a geçerseniz kullanabileceğiniz gelişkin özellikler arasında otomatik ses seviyesi ayarlama, oyun içinde konuşmakta olan kişilerin ismini görebileceğiniz overlay sistemi ve destekleyen oyunlarda konuşan kişinin oyun içi pozisyonuna göre sesin yönünün ayarlanması da var.

Ezberlemeniz Gereken Herşey İçin: Anki

anki

Anki ezberlemeniz gereken şeyleri öğrenmenizi sağlamak için yaratılmış açık kaynak kodlu özgür bir yazılım. “Flashcard” mantığına dayanan sistemi oldukça basit: Ezberlemek istediğiniz kartlardan oluşan desteleri (deck) web’den indirerek veya kendiniz yaratarak Anki’ye yüklüyorsunuz. Çalışmak istediğiniz desteyi açtığınızda Anki size ezberlemeniz gereken kelime veya bilginin olduğu kartları sırayla gösteriyor. Bir kart açıldığında siz içinizden doğru cevabı düşündükten sonra tıklıyorsunuz ve cevabı gösteriyor. Cevabı gördükten sonra, kartın zorluğu hakkında bir rating veriyorsunuz. Zordan kolaya doğru “again”, “hard”, “good” veya “easy” tuşuna basıyorsunuz. Buna göre Anki en çok zorlandıklarınızı en kısa sürede olmak üzere tekrar önünüze getiriyor, ta ki günlük kart kotanızı tatmin edici şekilde tamamlayana kadar. Bu şekilde Anki’nin algoritması size bilemediğiniz ve zorlandığınız kartları daha sık sorarak, desteleri zamana yayılan bir çalışma programı içerisinde siz öğrenene kadar tekrarlatıyor.

decks

card

Anki, Windows, Mac ve Linux için ücretsiz. Böyle bir yazılım elbette telefonlar için de çok uygun. Yolculuk gibi ölü zamanlarda kısa süre çalışıp bırakmak için ideal. Senkronizasyon özelliği sayesinde çeşitli bilgisayarlar ve aletler arasında kaldığınız yerden çalışmaya devam edebiliyorsunuz. AnkiMobile ismindeki iPhone versiyonu ücretli, Android için olan AnkiDroid ismindeki versiyon ise ücretsiz durumda. Hatırlatayım, Anki açık kaynak kodlu olduğundan, ileride birisinin resmi olmayan bir iPhone versiyonu yapıp ücretsiz sunmasının önünde herhangi bir engel yok.

Özellikle dil öğrenirken kelime ezberlemekte kullanılan Anki, başkentler, trafik plaka imleri veya telefon kodları ezberlemek gibi işler için de kullanılabilir.

Anki basit bir program olsa da ona gücünü veren insanların hazırladığı ve ücretsiz indirilebilen destelerin zenginliği. Bunlara “shared deck” yani paylaşılan desteler deniliyor. Kendi yarattığınız desteleri paylaşarak, Anki camiasına siz de katkı verebilirsiniz. Anki’nin paylaşılan desteleri, tıpkı Wikipedia gibi, insanların herhangi bir ticari ürün veya devlet kurumunun aracılığına ihtiyaç duymadan birbirlerinin eğitimine destek vermelerine güzel bir örnek teşkil ediyor.

Jitsi 2.0, Açık Protokoller, Federasyon ve İletişim Güvenliği

jitsilogoLGPL lisanslı özgür bir yazılım olan Jitsi (eski ismiyle SIP Communicator) zengin özellikli evrensel bir IM (Instant Messaging) ve VOIP (Voice over IP) yazılımı. İstediğiniz sayıda hesaba Jitsi üzerinden aynı anda bağlanabiliyorsunuz. SIP, XMPP, Google Talk (XMPP bazlı), Facebook Chat (XMPP bazlı), MSN, Yahoo, AIM, ICQ gibi piyasadaki neredeyse tüm protokolleri çeşitli derecelerde destekliyor. Bu listedeki dikkat çekici eksiklik karmaşık kapalı yapısı nedeniyle Skype. Skype desteğini özgür yazılım dünyasına reverse-engineering yöntemi ile getirme çabaları henüz arzulanan sonucu vermedi.

Seneler boyu çeşitli ticari firmaların çıkardığı kendilerine has, kapalı ve birbirileriyle uyumsuz protokoller internette anında iletişim alanında bir kaos yarattı. Bu protokollerden bazıları çeşitli sebeplerle zaman içinde kimsenin kullanmadığı nostaljik şeyler haline geldi ve el değiştirdi. Önce AOL’in, sonra Mail.ru’nun eline geçen ICQ bunlara iyi bir örnek. Amerika’da bir zamanlar çok sayıda kullanıcısı olan AOL’in AIM’i gibi kimi protokoller de dünyanın sadece bazı bölgelerinde popüler olup kaybolmuş durumda. Microsoft’un halk arasında MSN olarak bilinen Live Messenger’ı da (eski ismi MSN Messenger) Microsoft’un Skype’ı satın alması ile ömrünü sonlandırmak üzere. Microsoft bugünlerde MSN kullanıcılarını Skype’a aktarmakla meşgul. Zaman zaman bu farklı kapalı protokollere bağlı kullanıcıların birbiriyle konuşabilmesi de denenmiş fakat sonuçlar pek müspet değil. Örneğin Yahoo Chat MSN ile, AIM ICQ ile bir ara konuşabiliyordu fakat şu anda bu özellikler çalışmıyor. Ticari iletişim adacıklarının fani dünyası..

xmppBu çok sayıdaki özel protokol karambolunden kurtulmak için, açık standartlara dayanan ve federasyon özelliği olan protokoller kullanılmalı. Federasyon özelliği demek, söz konusu standardı destekleyen herhangi bir servis sağlayıcıdaki kullanıcının, bir başka servis sağlayıcıdaki kullanıcı ile konuşabilmesi demek. Tıpkı email gibi. Nasıl ki email’in federe yapısı sayesinde ahmet@hotmail.com’dan ayse@gmail.com’a rahatlıkla email atılabiliyorsa, anında iletişim alanında da hedef bu olmalı. Şu ana kadar ne yazık ki ticari servis sağlayıcılarının kendi “duvarlı bahçe“lerini yaratıp kullanıcıları bunların içine hapsetme sevdası nedeniyle bu mümkün olmadı. İşte SIP ve XMPP (eski ismiyle Jabber) protokolleri, bu özgürlüğü sağlamayı amaçlayan açık ve federe protokoller. SIP, gelişimi itibariyle VOIP yani internet telefonları aracılığıyla sesli görüşmeler yapmaya odaklıyken XMPP ise daha çok yazılımlarla anında mesajlaşma yapma odaklı geliştirilmiştir.

Jitsi’nin tüm gücünü kullanmanız ve iletişim özgürlüğünüz için bir XMPP hesabı açmanızı şiddetle öneriyorum. XMPP hesabınızı istediğiniz bir XMPP servis sağlayıcısından açabilirsiniz; Jabber.org veya Jit.si gibi. Ayrıca, açık standart olması nedeniyle, eğer Jitsi’yi beğenmiyorsanız çok sayıdaki alternatif XMPP yazılımından birini de seçebilirsiniz yani tek yazılıma mahkum değilsiniz (bunların destekledikleri özellikler farklı olabilir). XMPP hesabınızı oluşturduktan sonra Jitsi’nin tüm üst düzey özelliklerini XMPP üzerinden kullanabilirsiniz. Bunların arasında sesli arama, videolu arama, masaüstü görtüntüsünü aktarma, masaüstü paylaşma (uzaktan erişim), çoklu sesli arama (konferans) gibi gelişkin özellikler var. Jitsi 2.0 ile bu özelliklere çoklu video arama da ekledi ve artık sesli aramalar için daha önce övdüğüm Opus ses codec‘ini de kullanabiliyor. Video codec’lerinde en yüksek kaliteyi sunan h.264 ile özgür codec’ler içinde en iyisi olan VP8 arasında seçim yapılabiliyor.

Eğer VOIP ile özellikle yurtdışındaki ev telefonlarını (PSTN) ve cep telefonlarını (GSM) ucuz tarifelerle aramak istiyorsanız (SkypeOut hizmeti gibi) o zaman bu hizmeti destekleyen bir servis sağlayıcıdan SIP hizmeti satın almanız gerekecek. Ben Jitsi ile ippi (gülmeyin) adlı Fransız bir firmadan bir SIP hesabı ve 5 euro’luk kredi satın alarak İstanbul’daki birkaç GSM numarasını arayarak deneme yaptım. Görüşme kalitesi için vasat diyebilirim ama bundan sonra SkypeOut hizmeti satın almamam için yeterli buldum. SIP üzerinden yaptığınız konuşma kalitesi hizmet veren şirkete bağlı olarak değişecektir, SIP hizmeti satan firma sayısı oldukça fazla. (TR’deki sabit telefonları çok ucuza aratan NoNoh diye bir firma var – yine, gülmeyin)  Eğer ev veya cep telefonlarıyla işiniz yoksa sadece internet üzerinden konuşma yapmak için ücretsiz bir SIP hesabı da alabilirsiniz ancak önceden belirttiğim gibi bu amaç için XMPP daha uygun.

Yaygın kullanılan mevcut protokollerdeki duruma geri dönersek görülüyor ki doğru yolun XMPP olduğu yavaş yavaş AOL, Google ve Facebook tarafından da hissedilmiş ama federasyon desteği ya yok ya da bu konuda sorunlar var. AOL AIM’de “kısıtlı XMPP desteği” sunduğunu söylüyor ancak denememde bir AIM hesabı ile bir XMPP hesabını konuşturamadım. Kendisi XMPP bazlı olduğu halde Facebook Chat hiçbir şekilde Facebook dışındaki bir XMPP hesabı ile konuşmuyor ve bunu zaten sitesinde belirtmiş. Vendor lock-in‘ci Facebook’tan bundan farklı birşey beklemiyordum zaten. Facebook artık aşırı popüler kapalı imparatorluğu ile açık interneti yutmaya çalışan bir problem olarak görülmeli. Facebook’taki içeriğin çoğunu okumak için Facebook hesabı gerekmesi yetmiyormuş gibi Facebook, kullanıcılarını email veya başka bir IM atmaktansa Facebook’tan mesaj atmaya teşvik ediyor. Google bu noktada AOL ve Facebook’tan ayrılarak daha iyi bir duruş sergiliyor. Yine kendisi XMPP bazlı olan Google Talk (GChat olarak da bilinir) hesapları diğer XMPP hesapları ile konuşabiliyor ancak pratikte gördüm ki XMPP’den Google Talk’a authorization taleplerini iletmek ve XMPP’den Google Talk kullanıcısının online olup olmadığını görmek (Presence) konusunda sorunlar yaşanıyor. Jitsi geliştiricilerine bu konuda attığım bir maile aldığım yanıtta sorundan haberdar olduklarını öğrendim. Ayrıca Google Talk diğer XMPP hesapları ile konuşurken Jitsi’nin tüm XMPP özelliklerini desteklemiyor. Çözüm için bekleyip Google’ın bu konuyu ne kadar ciddiye aldığını görmek dışında yapılabilecek çok şey yok. Federasyon çok önemli.

Günümüzde online iletişimde mutlaka dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de iletişim güvenliği. İnternet üzerinden iletişim kurmak isteyen iki kişinin arasındaki konuşmaları okuyabilecek konumda olan birçok aracı unsur var. Bağlı olduğumuz ağın yöneticisi, internet servis sağlayıcımız (dolayısıyla polis ve devlet), bağlandığımız iletişim sunucusu (Google, Facebook, AOL, Microsoft vs.) gibi unsurların tamamı güvenilmez kabul edilmelidir. Güvenilemeyen fakat mahkum olduğumuz böyle bir altyapı üzerinden güvenli iletişimi sağlamanın tek yolu şifreleme yani encryption kullanmaktır. VOIP ve IM alanında Jitsi güvenli şifrelemeyi sadece metin iletişimi için değil; ses, video ve ekran paylaşımı gibi tüm iletişimler için sağlayabilmektedir. Jtisi bu amaçla ZRTP ve OTR (Off-the-Record) gibi ileri şifreleme sistemlerini kullanabilir. Bunun için, iki tarafın da bu sistemleri desteklemesi gerekir, bu da XMPP kullanmak için bir sebep daha. Ayrıca, tüm yazılımlar için geçerli olan bir prensip de, herhangi bir güvenlik beklentisi içindeyseniz mutlaka açık kaynak kodlu yazılım kullanmanız gerektiğidir çünkü kaynak kodu kapalı olan bir yazılımın gizlice size ihanet edip etmediğinden emin olamazsınız. İleride, sadece online iletişim güvenliğine odaklanan bir yazı yazarak bu çok önemli konuyu daha da açmayı düşünüyorum.

Jitsi’nin ve genel olarak XMPP ve SIP’in hala yol alması gereken yanları da var. Örneğin bazıları Jitsi’nin Java bazlı olmasını bir eksi olarak görebilir (altklasöründe kendi JRE’si ile geliyor) ama bence bu kadar kusur kadı kızında da olur demek lazım. XMPP mükemmel bir protokol olmakla birlikte, yeterince insan tarafından kullanılmaması çok büyük bir sorun. “XMPP hesabı açayım da karşımdakinde XMPP yoksa kimle chat yapıcam” olarak özetleyebileceğimiz “network effect” sorununu aşmak için çevremizdekileri Facebook Chat ve Skype gibi ortamlar yerine XMPP’ye davet etmek için uğraşmamız gerekecek. SIP hizmetlerini çok sayıda küçük firmanın veriyor olması Skype’ın marka tanınırlığı ve belli bir kalite imajına sahip olması karşısında kullanıcının kafasını karıştırabilir. Bunu çözmek için Türkiye’deki kullanıcıların birkaç deneme yapıp iyi hizmet verenleri birbirlerine önermesi bir yol olabilir. Mobilde de gidilecek çok yol var. Jitsi’nin henüz telefon ve tabletler için app’i yok, ancak Android app’i yolda. Mobil XMPP app’lerine ve tüm XMPP yazılımlarının listesine şuradan bakabilirsiniz.

Son olarak belirtmek istediğim bir gelişme: açık kaynak kodlu özgür bir yazılım olduğu için karşılıksız desteği hak eden Jitsi’ye Türkçe çevirisinde yapmış olduğum bir miktar katkı ile çeviri %100 tamamlanmış oldu. Yani Jitsi’yi kullanırken anlam veremediğiniz bir çeviri ile karşılaşırsanız Dalgamotor Blog’a da küfredebilirsiniz. İleride katkı vermek isteyenler çevirinin durumuna şuradan bakabilir.

Jitsi ekran görüntüleri.