RED! Kızıl Hacker’ların Belgeseli

red!Bağımsız Sinema Merkezi tarafından Şubat 2013’te sunulan ve merak ettiğim bu belgeseli sonunda izledim. İzlenimlerimi paylaşayım dedim.

Belgeselin başlangıcındaki girizgah, kullanılan başarılı estetik tekniğe rağmen siyaseten oldukça falsolu ve belgesel için eğreti kaçmış. RedHack‘in ve hatta Anonymous‘un pratiğini 20. yüzyıl tarihine dair bir sol siyasi anlatı ile bağlama oturtmaya çalışıyor. Ne var ki iflas etmiş “eski sol”cu marxist-leninist anlatıya dayanan (Stalin güzellemesi dahil) bu başlangıç hem politik olarak utandırıcı hem de insana beş dakikaya sıkışmak durumunda kalmış bu derece geniş bir arka plan anlatısına gerek var mıydı diye sordurtuyor.

Neyse ki film esas konusuna yani RedHack’in ve yer yer Anonymous ve diğer hacktivism eylemleri ve bilgi özgürlüğü mücadelerine geldiğinde tat vermeye başlıyor. RedHack’in ve benzeri grupların hali hazırda devlet ve büyük şirketlerin lehine olan bilgiye sahip olma konusundaki eşitsizliğe karşı bir tepki olma nitelikleri, hedef alınan kurumların nasıl seçildiği ve eylemlerinin amaçları dürüst bir şekilde aktarılıyor. 2011’deki büyük bir katılım ile geçen çok başarılı “İnternet’ime Dokunma!” eylemine yer veriliyor, toplumdaki daha geniş sosyal adalet arayışları ile bağlantılar kuruluyor.

RedHack’in marxist, sosyalist duruşu, filmde oldukça açık bir şekilde ifade ediliyor. Bu noktada ilginç bulduğum bir şey var. Film, ve aslında RedHack’in kendisi oldukça sistematik bir ideolojiye referansla hareket etse de, eylemsel ve fikirsel akrabalık içinde olduğu Anonymous grubu siyaseten oldukça amorf bir oluşum. Aynı şekilde filmde bahsi geçen bilgi adaleti ve bilişim özgürlüğü konusunda faaliyet göstermiş Julian Assange (İngiltere’deki Ekvador konsolosluğunda mahsur durumda) ve Aaron Swartz (baskılara dayanamadı ve intihar ederek öldü) gibi aktivistler de sosyalist bir ideolojiden çok özgürlükçü eğilimlere sahip. Pratiklerdeki ve fikirlerdeki yakınlığa karşın ideolojik ifadeler düzeyindeki bu farklılık, tıpkı filmin girişine yaptığım eleştrideki gibi, RedHack’in de aslında kendisini belki yine halktan ve özgürlükten yana, ancak farklı bir dil ve imaj ile sunmasının daha uygun ve güncel olabileceğini düşünmeme neden oluyor.

Film boyunca RedHack’in çizgisini temsil eden yüzü maskeli konuşmacılara ek olarak, Özgür Uçkan gibi akademisyenler, Alper Taş gibi solcu siyasetçiler ve hukukçuların yorum ve ifadeleri belgesele yön veriyor. İşlenen önemli fikirler arasında Red Hack’in eylemlerinin terör değil bilişim suçu olarak görülebileceği (ancak devletin ısrarla tüm muhaliflere yaptığı gibi terörist damgalamasında ısrarı) ve bu eylemlerin yasadışı olsa bile meşru olduğu ve kamuoyundaki desteğinin yüksek olduğu vurgusu var.

Ayrıca, filmi izlediğimde hayret ederek öğrendim ki “CyberWarrior Akıncılar” adlı bir hükümet yanlısı hacker grubuna devletten ödül bile verilmiş! Demek ki aynı eylemler, iktidara karşı olunca terör suçu, iktidar yanlısı olunca madalyalık olabiliyormuş.

Son olarak, Reyhanlı’daki patlamalarla ilgili devletin hoşuna gitmeyen bazı belgeleri RedHack’e sızdırdığı iddia edilen, Türkiye’nin Chelsea (Bradley) Manning‘i konumundaki er Utku Kalı‘nın durumuna dikkat çekmek istiyorum.

1 saat 6 dakika uzunluğundaki RED! filmini, Bağımsız Sinema Merkezi’ndeki sayfasından izleyebilirsiniz.

Reklamlar