Hayati Firefox Eklentileri 2 – YouTube Center

youtubecenterİnternetin vazgeçilmezlerinden biri olan YouTube 2005 yılında ortaya çıkmıştı ve 1 yıl gibi kısa bir sürede Google tarafından 2006’da satın alındı. Başlangıçta oldukça duru bir arabirimle huzurlu bir deneyim sunan YouTube’u kullanmak geçen zaman içinde gittikçe daha sinir bozucu bir hale geldi. Her yerinden fırlayan, video öncesine sokulan reklamları, videoların üzerinde beliren pop-up kutuları vs. kast ediyorum. Sürekli big-brother Google hesabınız ile ilişkiye geçmeye çalışması, Adobe Flash Player’ın başlı başına bir bela olması da bunlara eklenebilir. Hele YouTube hesabınız varsa ve bunu Google hesabınıza bağladıysanız yandınız. (Aslında zaten hiçbir zaman web’i Google’a veya başka birşeye login’li şekilde gezmemelisiniz ama bu başka bir yazının konusu.)

YouTube’un geldiği nokta karşısında Dalgamotor Blog olarak kullanıcıyı artık Youtube’a yedirmemeye karar verdik. “Atılması gereken adımı en keskin hatlarla atıyoruz” ve YouTube Center eklentisi sayesinde Youtube’u “kaldırmıyoruz, kontrol altına alıyoruz“.

YouTube Center ile neler yapabileceğinizin listesi çok uzun. Aklınıza gelebilecek hemen hemen herşeyi ayarlayabiliyorsunuz:

Reklamları kaldırmak, videonun otomatik başlaması, otomatik buffer’lanması, tercih edilen video çözünürlüğü, Flash mı HTML5 mi kullanılacağı, GUI unsurlarının otomatik gizlenmesi, player ebatı, otomatik volume ayarı, yorumların hangi ülkeden yapıldığını gösterme, videoları download etmek gibi herşey var ve youtube.com için ayrı, harici sitelerdeki gömülü videolar için ayrı ayarlanabiliyor.

Bütün bunlar kullanıcı lehine en iyi çalışan browser olan FireFox‘un mükemmel, esnek eklenti sistemi sayesinde mümkün oluyor. Youtube Center, aslında tüm web sitelerinin kullanıcı tarafından kişiselleştirilmesine izin veren Greasemonkey eklentisine dayanıyor. Greasemonkey aracı sayesinde tüm ayarlarımızı Youtube’a yani Google’a login olmadan kişiselleştirmiş oluyoruz, böylece Big Brother Google’ın ağına da yakalanmıyoruz.

Youtube.com’un kendisi sık sık güncellenip değiştiği için eklentimizin de buna hızla ayak uydurması gerekli. Yoksa bazı özellikler zaman zaman çalışmamaya başlayabiliyor. Bu nedenle YouTube Center developer version‘ı tercih etmenizi tavsiye ederim. Kendisi otomatik olarak güncelleniyor.

YouTube Center’ın dikkatimi çeken en büyük eksiklikleri ise şunlar:

HTML5 tercih edildiğinde Flash ile sunulan 1080p ve 480p seçeneklerini kullanamıyoruz ne yazık ki. 720p ve 360p ile idare etmek veya Flash’a tahammül etmeye devam etmek gerekiyor. Görsel olarak bulduğum tek eksiklik volume ayarının otomatik gizlenmesini engelleme seçeneği olmaması. Video’ların sadece ses kısmını indirmek isterseniz bunun için harici servisler kullanıyor ve bunların arabirimleri kötü oluyor. Ben gerekince videoyu komple indirip sesi kendi bilgisayarımda ayırıyorum.

YouTube Center’ın YouTube konusunda ihtiyaç duyacağınız tek eklenti olacağını iddia ediyorum. Ve tabii ki bu eklenti açık kaynak kodlu özgür bir yazılım.

Bonus olarak da, titizlikle hazırladığım kendi YouTube Center developer version ayarlarımı sizinle paylaşıyorum, bu dosyayı YouTube Center’a “import” ederek huzurlu bir YouTube deneyime hızlı şekilde kavuşabilirsiniz. (Not: HTML5 için 720p’ye razı olmuyorsanız, player seçeneklerini Flash olarak değiştirebilirsiniz.)

Reklamlar

Hayati Firefox Eklentileri 1 – Adblock Edge

Lafı dolandırmaya gerek yok. Reklamlar ruh sağlığımızı tehdit ediyor ve web’i çöplüğe çeviriyor. Akıl sağlığımızı korumak için reklamlardan kurtulmak şart.

abe

Daha önceki bir yazımda Firefox’un özgür yazılım oluşu ve web’de özgürlüğe ve açık standartlara vurgu yapan bağımsız Mozilla Vakfı tarafından üretilmesi ile kullanıcı lehine çalışan tek browser olduğunu vurgulamıştım. Firefox’un en güçlü ve en zengin eklenti deposuna sahip browser olması da tesadüf değil. Bu yazıda bu eklentilerden vazgeçilmez bir tanesini, web’den reklamların %99’unu temiz bir şekilde uçuran Adblock Edge‘i tanıtmak istiyorum. Mümkünse hala web’de çıplak dolaşan tek kişi bile kalmasın.

Öncelikle, Adblock Edge’in “kur ve unut” tarzında, bir kez kurulduktan sonra bir daha uğraştırmayan tamamen otomatik bir çözüm olduğunu belirteyim. Sistem, reklam kaynaklarının otomatik olarak sürekli güncellenen bir karaliste filtresi ile engellenmesi şeklinde işliyor. Firefox’un güçlü eklenti yapısı sayesinde, Adblock Edge reklamları indirdikten sonra gizlemek yerine (bazı başka browser’lardaki reklam engelleyiciler bunu yapıyor) baştan indirmeyerek sayfaların daha hızlı açılmasına katkıda bulunuyor ve bant genişliğinden de tasarruf sağlıyor.

Peki neden Adblock Plus değil de Adblock Edge? Adblock Plus, hepimizin reklam engelleme konusundaki eski favorisiydi ancak geçtiğimiz yıllarda kullanıcıları satışa getirdi. “Kabul edilebilir reklamlar” diye bir kategoriye ait reklamları filtreleme dışı bırakan varsayılan bir ayar ile gelmeye başladı. Bunlar önce Google’ın metinden ibaret reklamlarıydı, ancak detay vermemekle birlikte (kötüye işaret) bazı başka ticari ortaklıklara da girildiğini ve izin verilen reklamlar listesinin genişlediğini açıkladılar. Özetle önce kendilerini reklamveren ile kullanıcı arasına yerleştirip, sonra da bu konumlarını pazarlama aracı yaptılar. İkiyüzlülüğün muazzam bir örneği olan bu hamle kabul edilebilir gibi değildi. Neyse ki Adblock Plus, eski Adblock adlı eklentiden fork’lanmış özgür bir yazılım, dolayısıyla başındakiler sapıtınca hemen Adblock Plus da fork’lanarak Adblock Edge oluşturuldu ve arzulanan varsayılan ayarlar geri getirildi. Bu yüzden güle güle Adblock Plus, hoşgeldin Adblock Edge.

Reklamlar olmazsa sevdiğimiz siteler nasıl para kazanacak, var olmaya nasıl devam edecek diyenler olabilir. Bu kaygıya vereceğim cevap şu: web reklamlardan önce de vardı, reklamlardan sonra da var olmaya devam edecektir. Her içeriğin para ile alınıp satılmasına gerek yok. Herkes reklamlarla karşılıklı olarak birbirini zehirleyeceğine ücretsiz reklamsız paylaşım yaptığında zaten özünde ödeşmiş oluyoruz. Gerçekten okunmaya değer bir içerik sunan ve ciddi giderleri olan siteler de bağış veya benzeri yollarla masraflarını karşılayabilir. Wikipedia‘dan daha iyi örneğe gerek var mı? Uzun zamandır dünyanın en popüler ilk 10 sitesi listesine demir atmış durumda, içerik açısından tartışmasız en zengin kaynak ve tek reklam içermiyor. Diğer kar amaçlı web sitelerini işleten “girişimciler” de artık yürümediği ayyuka çıkmış olan reklamlı gelir modellerinin yerine ne koyacaklarını bir zahmet kendileri “innovasyon” yapıp bulsun.

Reklam engelleyici kullanıldığını tespit edip, içeriği göstermemeye çalışarak bir silahlanma yarışına girmeyi tercih eden sitelere de “al siteni başına çal” diyorum ve bir süre uğramamayı kabul ediyorum. Nasıl olsa bir süre sonra Adblock Edge’in filtresi bu karşı-önlemleri de engelleyecek şekilde güncelleniyor. Gerçekten web’de başka yerde bulunmayacak bu kadar eşsiz ne sunduklarını sanıyor acaba bu siteler..

Reklam engelleme eklentilerinin en popüler eklentiler olduğundan da anlaşılabileceği gibi biz kullanıcılar zihin tecavüzcüsü reklamları istemiyoruz. Keşke ekran dışındaki hayat için de bir reklam engelleme eklentisi olsa..

Not: Naçizane blogumda hiçbir reklam yerleştirmiyorum ve asla yerleştirmeyeceğim. Herhangi bir sayfada karşınıza reklam çıkıyorsa bu wordpress.com’un dayattığı reklamlardır ve Adblock Edge ile yok etmenizden memnuniyet duyarım.

Doğru amaca hizmet edebilen tek Browser: Firefox

IE mi FF mi? Chrome? Safari? Hangi web browser?

Çoğu zaman insanlar bu soruya basit estetik tercihler, yerleşmiş alışkanlıklar, performans veya sebebi net olmayan aidiyet duyguları ile yanıt veriyor. Oysa konuya daha bilinçli yaklaşmak ve “hangisi gerçekten bana hizmet ediyor” diye bakabilmek lazım. Bunun için önce biraz tarihimizi hatırlayalım.

1996-2000: Netscape’i yok eden Internet Explorer

90’lı yılların ortalarında web’de Netscape’in browser’ı Netscape Navigator (sonradan Netscape Communicator) ön plandaydı. Microsoft, Netscape’i piyasa dışına itmek için Internet Explorer’ı Windows 95’ten itibaren Windows’a entegre etme stratejisini uyguladı. Windows, PC’lerde tam bir tekel konumunda olduğundan, artık her bilgisayarda IE de olacaktı ve kullanıcılar sonradan bir browser yüklemekle uğraşmayacak, bu şekilde IE egemen hale gelecekti. Bir piyasadaki tekel konumunun (işletim sistemleri) bir başka piyasada (browser’lar) tekel elde etmek için kullanılmasına dayanan ve aslında yasadışı olan bu strateji Microsoft için çok başarılı oldu. ABD hükümetinin yıllar sonra Microsoft’u tekelcilikten mahkum etmesi ancak ciddi bir ceza vermemesi, Avrupa Birliği’nin de Microsoft’u Windows işletim sistemi kurulumu sırasında bir browser tercih ekranı getirmeye zorlaması iş işten geçtiken sonra gelen yetersiz yaptırımlar oldu. Bu sırada Netscape, kullanıcılarını kaybetmiş ve AOL tarafından satın alınmıştı. Akabinde IE, web’de tam bir egemenlik kurdu.

Netscape’in pazar payının düşüşü

2000-2004: Web’in Duraklama Dönemi

IE’nin web’de tekel konumunu elde etmesi, web sayfalarının programlanışında ve sunumunda büyük bir yozlaşmaya yol açtı. Şöyle ki, web sayfalarını hazırlayanlar, her browser’ın anladığı endüstri standartları yerine, nasıl olsa sadece IE kullanılıyor diye, sayfalarını sadece IE ile çalışabilecek şekilde oluşturmaya başladı. Microsoft da, geliştirdiği bir dizi sadece IE ve Windows ile çalışabilen teknolojiler yoluyla bu tekel konumunu perçinlemek için elinden geleni yaptı (ActiveX, sorunlu uygulamaları ve güvenlik açıkları nedeniyle bunların en kötü ünlüsüdür). Bu durum, browser’lar alanında tam bir duraklama devrinin ortaya çıkmasına yol açtı. 90 sonları ve 2000 başlarını kapsayan dönemde Web’de teknolojik ilerleme neredeyse durdu. Web’in kendisini umursamayan, sadece IE sayesinde Windows satışlarını korumayı umursayan Microsoft (IE zaten ücretsizdi) web’e ve web browser’ına kayda değer hiçbir yenilik getirmedi. Güvenlik, kullanılabilirlik, estetik gibi her açıdan vasat bir statüko oluştu. Ana gelir kapısı Windows ve MS Office lisansları satmak olan Microsoft’un web’e bakışı şüphecidir çünkü kontrolünde olmayan bir web’i kendi ürünlerine rakip olarak görür. Vermeye başladığı web hizmetleri de, her zaman Windows ile entegre çalışmaya yönelik öncelikler içerir.

2002-2004: Netscape’in küllerinden doğan Firefox

mozillaWeb’deki bu duraklama devrini bitiren Firefox oldu. Netscape’in AOL’e satılmadan önce Mozilla projesi adı altında browser kaynak kodlarını GPL lisansı ile açık hale getirmesiyle yeni bir özgür yazılım ortaya çıktı. Bu sayede Netscape ortadan kalktıktan sonra bu kodlar kullanılarak yeni bir proje başlatılabildi. Mozilla Vakfı bünyesinde, Gecko motoruna dayalı yeni bir browser yaratıldı. İsmi Phoenix, Firebird ve sonunda Firefox şeklinde değişen bu browser 2002’de beta olarak, 2004’te ise 1.0 versiyonu ile web’e taze bir soluk getirdi. İlk dönemde web’de sadece IE ile düzgün çalışan sayfalar nedeniyle sancılı bir geçiş dönemi yaşandı. Ancak kullanıcıya tabbed browsing, reklam ve pop-up engelleme, form içeriği hatırlama gibi bir dizi yeni özellik sunan Firefox, başarılı bir PR kampanyası ve karşı-kültürel havası ile hızla yükseldi ve IE’nin tekelini kırdı. 2000 ortalarına gelindiğinde bir özgür yazılım olan Firefox web’i büyük ölçüde özgürleştirdi, ve “IE isteyen” web siteleri artık insanların gıcık olduğu önemsiz bir azınlık haline geldi. Kullanıcı, çalışmayan bir sayfa ile karşılaştığı zaman suçu Firefox’a atmak yerine, doğrusunu yaparak sayfaya atmaya başladı. Bu çok önemli bir kırılma oldu. Firefox’u geliştiren Mozilla Vakfı’nın ana gelir kapısı, Firefox’un arama kutusundaki varsayılan arama motoru olma hakkının satılmasıdır. Bunun alıcısı, şu ana kadar hep en yüksek teklifi yapan Google oldu (Mozilla’nın email client’ı Thunderbird’de ise Microsoft’un Bing hizmeti varsayılandır). Bu ilişki, bazılarına Firefox’un Google’a bağımlılığı olduğunu düşündürttüyse de, aslında çıkar ilişkisi karşılıklıydı. Firefox’un maddi kaynağa, Google’ın ise açık, bağımsız ve standartlara dayanan bir web’e ihtiyacı vardı çünkü Google tamamen web üzerinden iş yapıyordu. Ayrıca, ileride Google yerine rakip bir arama motoru firması daha iyi bir teklif verirse Firefox’un varsayılan arama motoru olma hakkını satın alabilir.

2003: Microsoft’un terk ettiği Apple açık kaynak kodlu KHTML’e koşar: WebKit bazlı Safari

WebKit

WebKit motoru

Bu sırada Apple cephesinde de gelişmeler yaşanıyordu. 1996 yılından beri IE’nin Apple’ın işletim sistemleri için de versiyonları vardı, ancak Microsoft strateji değiştirerek 2003’te Apple’ın platformunu terk etti. Apple da, bu boşluğu doldurmak için, yüzünü Linux dünyasındaki KHTML motoruna çevirdi. KHTML, kapalı kaynak kodlu yazılımların içine yerleştirilmeye izin veren yarı gevşek bir özgür yazılım lisansına sahipti (LGPL). Apple, bu sayede KHTML’i WebKit ismiyle fork’ladı ve bu özgür yazılım motor üzerine kendi kapalı bileşenlerini ekleyerek 2003’te Safari’yi oluşturdu. Tıpkı IE’nin Apple platformları için olan versiyonu gibi, Safari’nin de kısa bir süre Windows versiyonları sunulduysa da sonradan buna son verildi. Yani Microsoft ile Apple birbirlerine tamamen sırt çevirdi. Apple, gelirlerini cazip donanımlarının satışından elde eder. Apple için Safari’nin önemi, kendi donanımında kendi tercihlerine sadık şekilde, kendi kontrolü altında çalışacak bir browser olmasıdır. Bu öncelik, Safari’nin özgür web teknolojileri konusunda duruma göre değişen konumlar almasını getirir. Mesela Apple, mobil cihazlardaki pil tüketimi nedeniyle Adobe Flash’ten hazzetmediği için Flash yerine açık HTML5 Video standardını destekledi, ancak bu şekilde sunulacak videoların codec’i söz konusu olduğunda kendisinin zaten lisans sahibi olduğu kapalı bir codec olan H.264’ü ön plana çıkardı (Mozilla ve Google ise özgür codec’ler içeren Webm’i tercih ediyor).

2008: Firefox’la bir yere kadar diye düşünen Google WebKit’ten Chrome’u yaratır

IE, Firefox ve Safari’ye en son katılan ama en hızlı yükselişi gösteren browser, Google’ın 2008’de çıkardığı Chrome. Google, internetin en büyük reklam şirketidir ve para kazanma yolu neredeyse tamamen web’deki reklamlar üzerindendir. Arama motoru ve diğer sayısız ücretsiz hizmetlerinin hepsi eninde sonunda reklam satmaya yöneliktir. Üstelik, Google’ın reklam dünyasına getirdiği büyük yenilik, kişiye özel reklamlar sunma becerisidir. Bunu da, kullanıcılar hakkında bilgi toplayarak, yani kullanıcının gizlilik ve anonimliğini ortadan kaldırarak yapar. Yani Google’ın ücretsiz gibi gözüken hizmetleri için ruhumuzu satmamızı ister (“Bir şeye para vermen gerekmiyorsa, muhtemelen sen satılacak ürünsün” ilkesi). Google’ın bu nedenle çıkarları özgür web teknolojileri ile uyumludur, ancak, bunları hep kendi bilgi yağmalama ve reklam sunma stratejileri ile birlikte kullanmak ister.

Üvey evlat Chromium

Üvey evlat Chromium

Mozilla ile Google’ın çoğu zaman web teknolojileri konusunda ortak hareket ettikleri ancak zaman zaman ayrıştıkları stresli evliliklerinin altında bu sebep yatar. Google’ın Chrome’u yaratmasının bir sebebi de, Firefox’a varsayılan arama motoru olması karşılığında para ödemektense, her zaman kendi hizmetlerine yönelik varsayılanlar içerecek kendi browser’ını sunmak istemesidir.

Tıpkı Safari gibi Chrome da uzun süre Apple’ın KHTML’den fork’ladığı WebKit motorunu kullanıyordu. Ancak kısa bir süre önce Google, Apple’ın etkisinden çıkıp bağımsız çalışmak için WebKit’i de fork’layıp Blink adlı motoru geliştirdi ve Chrome artık Blink motorunu kullanıyor.

Chrome, kaynak kodlarının büyük bir kısmını Chromium adlı açık kaynak kodlu projeden devşiriyor. Chromium’un üzerine eklediği kapalı kaynak kodlu unsurlar ise Chrome’u, birçok insandaki kafa karışıklığına rağmen kapalı kaynak kodlu bir yazılım yapıyor. Chrome özgür bir yazılım değil. Ancak daha da rahatsız edici olan, zorla kurdurduğu ve her zaman çalışan “Google Update” uygulamasına ek olarak kullanıcının davranışlarını takip etmesi ve bazı bilgilerini doğrudan Google’a yollamasıdır (adres çubuğuna yazılan herşey gibi). İşte bu, Google’ın çirkin yüzüdür ve bu sebeple asla Chrome’u kimseye tavsiye etmem. Chrome’un motorunu çok seven Chromium kullansın diyebilirim, ancak onu da web’de kuruluma hazır bir dosya halinde ara ki bulasın (eğlenceyi size bırakıyorum)…

Chrome’un hızlı yükselişi

Sonuç: Firefox’tan Şaşma

header-firefox2013 yılında 4 büyük browser’ın egemenliğindeki tablo şu: Microsoft’un çiftliğinde IE, Apple’ın çiftliğinde Safari yer alıyor. IE’nin halen tek varoluş amacı Windows’un piyasa egemenliğini korumak. Safari, aynı şekilde Apple’ın işletim sistemi ve cihaz satışlarının devamlılığı için geliştirilmektedir. Tüm platformları desteklemeye çalışan ise Firefox ve Chrome var. Bunların içinde de sadece Firefox tamamen açık kaynak kodlu bir özgür yazılım. Safari ve Chrome açık kaynak kodlu parçalar içeren kapalı kodlu yazılımlar. Dolayısıyla Firefox’un bağımsızlığa ek olarak açık kaynaktan gelen güvenilirlik avantajı var. Google’dan gelen her şey gibi Chrome da bilgilerinizi yağmalıyor. IE ve Safari’nin ne derece bilgi yağmaladığı ve sizi gözetlediği de kapalı kaynak kodlu olmaları nedeniyle belirsiz.

Firefox’un şüphe ile yaklaşılması gereken tek yönü sizi Google Search’e teşvik etmesi. Firefox’ta varsayılan motoru değiştirerek bundan rahatsız olanların problemi çözmesi mümkün. Ben Google’ın arama sonuçlarını, gözetleme araçlarından muaf bir şekilde ve sade olarak önünüze sunan Startpage’i Firefox’ta varsayılan arama motoru yapmayı tercih ediyorum.

Bu yazımda ele aldığım browser’ları büyük 4’lü ile sınırlandırdım. Pazar payları çok küçük olduğundan Opera veya Maxthon gibi diğer alternatiflere değinmedim. Browser underground’una dalmak isteyenler eminim ki Firefox dışında da bazı sağlam kayalara rastlayacaktır. Bunların bazıları yine Firefox veya Chromium’dan türetilmiş olacaktır. Fakat büyük çoğunluk için, doğru amaca hizmet edebilen, yani önündeki kullanıcıya hizmet etmeyi öncelik yapabilen tek bağımsız browser hala eski dostumuz Firefox.

İleride, web’de sizi reklamlardan kurtaran, gözetlenmenizi engelleyen, ve özgür teknolojileri daha rahat kullanmanızı sağlayan Firefox eklentilerini de tanıtacağım. Bu tip eklentilerin her zaman en iyilerinin Firefox için üretilmesi de tesadüf değildir, aklınızda bulunsun.

Sumatra PDF: Windows için en pratik PDF ve e-kitap okuyucusu

sumatrapdf“Her bilgisayar kullanıcısı bir gün pdf’i tadacaktır.” Hard diskteki bir pdf’i açmak neyse de, web’de bir linke tıklayıp çirkin bir plugin bilgisayarınızı kasmaya başladığında “of pdf’miş bu link” anını yaşamak genellikle sinir bozucudur. Pdf düzgün görüntülenmeyebilir, browser çökebilir. Sırf bu sorunu çözmeye katkıda bulunmak için Firefox 19 kendi javascript bazlı pdf okuyucusu ile gelmeye başladı, ancak şu an için stabil olsa da büyük pdf’ler için biraz yavaş. Pdf’leri browser içinde açmak mutsuzluğu karşısında indirip kendi özel programında açmak akıl sağlığımız için daha yararlı. Bu noktada da genellikle herkesin karşısına Adobe’nin PDF Reader’ı çıkar. Adobe’nin bu programı özellik olarak tam teşekküllü olsa da (daha doğrusu olduğu için) güvenlik açıkları ve sisteminize yüklediği sürekli çalışır durumdaki adobe update yazılımı ile dakika başı kendini update etmeye çalıştığından tam bir illete dönüşür. Bu açıdan aslında Adobe’nin tüm ürünleri bilgisayarın ruhunu ele geçirmeye çalışan yapıları nedeniyle rahatsız edicidir. Adobe PDF Reader’ın kendisi hantaldır, son yıllarda biraz düzeldiyse de yavaş açılır.

İşte bu sebepten dolayı, Linux ve Mac’te gelen düzgün default pdf okuyucular ile kullanıcılar rahatken, Windows kullanıcıları için pdf hep bir başağrısı olmuştur. “Adobe değil FoxIt kullanıyorum” diyenleri duyar gibiyim. Adobe’nin şişkinliği ve hantallığı karşısında hafif ve hızlı bir alternatif olma iddiasıyla çıkan Foxit Reader da yıllar içinde “ücretsiz ticari yazılım” semptomlarını sergilemeye başladı, yani “free” ve “pro” versiyon ayrımı, programın orasında burasında reklamlar gibi. Üstüne “featuritis” hastalığından da muzdarip olduğu için başladığımız yere dönmüş olduk.

“Ben sadece bir pdf belgesi okumak istiyorum, pdf üstünde işletim sistemi çalıştırmayacağım” diyenler için Sumatra PDF Windows kullanıcısının imdadına yetişiyor. Tam anlamıyla ücretsiz ve açık kaynak kodlu bir özgür yazılım olan Sumatra PDF’in küçük, basit bir arabirimi var ve çok hızlı açılıyor ve çalışıyor. Hız ve temiz metin kalitesi odaklı MuPDF motorunu kullanıyor. Sumatra PDF’in yeni versiyonları “öteki pdf” olan DjVu ile birlikte ePub ve mobi gibi e-kitap formatlarını ve çizgiromanlar için tercih edilen .cbz ve .cbr formatlarını da açıyor, böylece bunlar için ayrı programa da ihtiyaç kalmıyor.

Sumatra PDF’in Türkçe çevirisi de tam durumda. İsterseniz gelecek versiyonlara katkı olarak şuradan eksik çevirileri tamamlamaya yardım edebilirsiniz.

Bu arada, Adobe’nin PDF’i 2008 yulından itibaren özgür bir format haline getirdiğini hatırlatayım. Bu nedenle PDF’e alternatif olarak ön plana çıkmaya çalışan DjVu formatının teknik bazı üstünlükleri devam etse de özgürlük açısından bir farkı kalmadı. Bu alanda Microsoft da bir türlü tutunamayan XPS adlı formatını 2009 yılında özgürleştirdi. E-kitap formatları alanında ise ePub tek özgür seçenek olduğu için her zaman mobi’ye ve Amazon Kindle’ın .azw formatına kıyasla tercih edilmeli.

90’larda Adobe’nin sarp kayalıklarında başlayan, 2000 ortalarında FoxIt yaylasında bir süre durakladıktan sonra kendimi 2000 sonlarında STDU ovasında bulduğum kişisel pdf serüvenim de 2010’lara geçtiğimizde Sumatra’nın serin sularında son bulmuş oldu.

Hepsine hükmedecek tek audio codec: Opus

Eylül 2012’de Opus adında yeni bir özgür audio codec duyuruldu. Opus IETF (Internet Engineering Task Force) standardı olarak onaylı ve kayıplı (lossy) şekilde sıkıştırılmış dijital ses dünyasında herşeyi değiştirmeye aday. Bu codec daha önce Mp3’e alternatif özgür bir audio codec olan Vorbis‘i geliştiren Xiph tarafından, Skype’ın katkılarıyla üretildi.

Opus’un teknik mükemmeliyetinden bahsetmeden önce, audio (veya video) sıkıştırma araçları olan “codec“lerin özgür olması ne demektir bunu hatırlatayım. Bir codec’in özgür olması için sıkıştırmayı yapan “encoder”ların ve çözümlemeyi yaparak bu formattaki dosyaları dinlememizi sağlayan “decoder” yazılımlarının ücretsiz veya açık kaynak kodlu olması yetmez. Codec’lerde esas önemli nokta, patentlerden doğan (copyright’lar değil) telif ücretlerinden muaf (royalty-free) olmalarıdır. Yani, bu codec’leri yazılım patentlerini tanıyan ülkelerde kullandığımızda herhangi bir kuruma sakal atmak veya izin almak zorunda olmamak. Bu açıdan, ne çok popüler olan Mp3 formatı ne de onun yerine daha yüksek kalite sunan yeni nesil AAC formatı özgür değildir. Bu codec’ler AT&T, Dolby, Sony gibi şirketlerin oluşturduğu MPEG grubunun malıdır ve kullanım halkasının bir zincirinde mutlaka telif ücreti ödenmektedir veya izne tabidir. Bu ödemeyi son kullanıcı doğrudan yapmadığı için görmese de, formata destek veren unsurun fiyatına bu masraf yansıyor. Pratikte işletim sistemi ücretine, dijital müzik çalar donanım ücretine, veya kullandığınız dosyayı üreten ve çoğaltan kişiye yansımaktadır. Bu nedenle Linux gibi özgür işletim sistemlerinde özgür olmayan codec’lere default destek çoğu zaman sunulamaz. İşte Opus gibi özgür codec’ler bu sorunu çözüyor.

Gelelim Opus’un teknik maharetlerine. Opus, bir kayıplı ses sıkıştırma formatından beklenen her özellikte en iyiye ulaştığı için devrim niteliğinde. Öncelikle, herhangi bir verili bitrate’te en iyi ses kalitesini sunuyor:

Grafikten de görüldüğü gibi Opus 128kbit civarında müzik için tercih edilen Mp3, AAC ve Vorbis gibi codec’lerden daha iyi (128 kbit’in üstünde bu codec’ler zaten farksızlaşıyor). Sesli chat ve VOIP uygulamalarında kullanılan düşük bitrate’lerde ise, önceden yine Xiph’in geliştirmiş olduğu Speex codec’i geride bırakıyor.

Opus’un diğer önemli özelliği ise düşük gecikme süresi (delay). Gecikme süresinin düşük olması, VOIP uygulamalarında doğal bir konuşma ritmini yakalamakta önemli. Gecikme süresi yüksek olunca telefon yerine telsiz benzeri bir konuşma hali yaşanıyor bu da oldukça sinir bozucu.

Grafikte görüldüğü gibi Opus tüm bitrate’lerde en düşük gecikmeyi sağlıyor. Sonuç olarak ses kalitesi anlamında da gecikme anlamında da tüm bitrate’lerde dört dörtlük bir codec olduğunu görüyoruz.

Opus’un kapsamadığı tek alan arşiv kalitesinde kayıpsız ses sıkıştırması, onu da zaten Xiph’in popüler FLAC formatı ile hallediyoruz. Bu durumda Opus ve FLAC dışında bir ses formatına ihtiyacımız kalmamış oluyor ve bunların ikisi de özgür formatlar. Opus özgür olduğu için aynı zamanda hızla ilgili yazılımlarca desteklenebiliyor. Şimdiden Firefox (HTML5 Audio-Video için), VLC Media Player, ve açık kaynak kodlu olmasa da çok kaliteli bir audio player olan foobar2000 ile bu formatı kullanabiliyoruz. Google Chrome, Jitsi, Mumble gibi programlar da bir sonraki versiyonlarında Opus desteği olacağını duyurdu. Ayrıca FFmpeg ve GStreamer altyapısını kullanan tüm programlar da Opus’u destekleyecek. Geriye donanım desteği kalıyor yani dijital müzik çalarlar ve telefonlar. Bu desteği de ilk aşamada bir sonraki Rockbox sürümü ile sağlayabileceğiz.

Opus ile ilgili heyecan verici tartışmaları konunun üstatlarının katkılarıyla Hydrogenaudio sitesinde Opus alt-forumundan takip edebilirsiniz.

Siz hala annenizin mp3’ünü mü kullanıyorsunuz?