Masaüstü Linux’un Durumu #1 – Problem Nerede?

gnulinuxHerkesin katkısına ve ücretsiz kullanımına açık özgür işletim sistemi GNU-Linux‘un tarihi 1983’te Richard Stallman‘ın Unix’in yerine geçecek özgür bir sistem yaratmak için GNU projesini başlatmasına dayanır. 1991 yılında Linus Torvalds‘ın GNU işletim sistemi projesi için yazdığı Linux çekirdeği dahil edilince GNU-Linux, veya kısaca Linux ortaya çıkmış oldu. Linux kısa sürede her türlü sunucuda yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Linux, süper bilgisayarlar alanında da tamamen egemen durumda. Son yıllarda, mobil bilgisayarlar (telefonlar, tabletler) büyük popülerlik kazanınca, bu alanda da Google’ın açık kaynak kodlu Android-Linux işletim sistemi ile Linux önemli yer tutar hale geldi.

Linux’un bu başarı öyküsündeki önemli eksiklik masaüstü, yani desktop ve laptop bilgisayarlar oldu. Ortaya çıkışından 20 yıl sonra, Linux bu alanda popülerlik olarak hala dipte ve yerinde sayıyor.

Masaüstü (Desktop + Laptop) bilgisayarlarda işletim sistemi kullanım oranları (Mart 2013):

  1. Windows %92
  2. Mac %7
  3. Linux %1

Linux’un masaüstünde neden arzulanan patlamayı gerçekleştiremediğine dair seneler boyu çok kafa yoruldu ve bu durumu değiştirmek için bir çok girişim önerildi veya denendi. Bir süre kullanım kolaylığının arttırılmasına vurgu yapıldı ve sıradan insanların kullanabileceği, komut satırına dokunmayı gerektirmeyecek Linux dağıtımları (çeşitleri) üretilmesi ön plandaydı. Bu amaçla 1996’da KDE ve 1999’da GNOME gibi masaüstü ortamları yaratıldı ve bu ortamları kullanan dağıtımlar kullanım kolaylığı konusunda önemli yol aldı. Fedora, OpenSUSE, Mageia, ve Türkiye merkezli Pardus gibi dağıtımlar belli bir popülerliğe erişti. Kullanım kolaylığı misyonuna en çok vurguyu yapan dağıtım ise şüphesiz Ubuntu oldu. 2004 yılında iddialı bir şekilde ortaya çıkan Ubuntu’nun arkasında Mark Shuttleworth’ın Canonical şirketi vardı ve Linux’u masaüstünde “başarmak” için her türlü deneyi yapmaya hazırdı. Kurulum kolaylığını arttırmaktan tutun özgür olmayan codec ve cihaz sürücülerinin kurulum sonrası tek tıkla dahil edilebilmesi gibi hamlelere kadar bir çok çabası oldu Ubuntu’nun. Ciddi bir pazarlama ve imaj oluşturma gayretine de giren Ubuntu, kimi zaman yeni ilgilenenler için Linux ile eş anlamlı algılanır oldu. 2011’den itibaren Unity adlı arabirime geçiş yaparak mobil trendini kovalamayı deneyen Ubuntu, tüm hamlelerine rağmen çok bir şey değiştirebilmiş değil. Bu aralar Ubuntu’nun popülerlik tahtını Mint sallıyor.

Linux sevdalıları, kimi zaman kendi çabalarından çok, uygun dış etkenlerin oluşmasından da medet umdu. 2006 yılında açık kaynak kodu hareketinin ağır toplarından Eric Raymond bir “Dünyayı ele geçirme planı” yayınladı. Bu plana göre işletim sistemlerinde 64-bit’e geçiş kapıdaydı ve Microsoft’un elinde hala son kullanıcılar için düzgün bir 64-bit işletim sistemi yoktu. Bu Linux için tek fırsattı ve en geç 2008’de dananın kuyruğu kopabilirdi. 2007 civarında herkes, Windows Vista’nın “fail” durumu nedeniyle Windows XP kullanıcılarının Linux’a göç edeceğini umdu. Birden bire popüler hale gelen Netbook’ların bazılarında Linux gelmesi bu umutları arttırdı. Ancak işler pek umulduğu gibi gelişmedi. Microsoft, 2009’da Windows 7 ile hem beğenilen hem de 64-bit versiyonu ilk tercih olan bir işletim sistemi ortaya çıkarmayı başardı. Üstüne Windows XP’nin de ömrünü uzattı ve Netbook’larda varsayılan sistem olarak gelmesini sağladı. Linux yine masaüstünde marjinal kaldı.

Yıllar içinde Linux’un neden masaüstünde yaygınlaşamadığına dair çok fikir ve eleştiri sunulmuştur. Dağıtım sayısının çokluğundan doğan karışıklık, bazı donanımların desteklenmemesi veya eksik desteklenmesi, Windows’un satılan bilgisayarlarla beraber gelmesi, Linux kullanıcılarının (varsayılan) ideolojik katılığı veya yeni kullanıcılara karşı elitizmi gibi faktörler bunlardan bazıları. Benim bu konudaki görüşüme göre ise, bir çok programın ve oyunların çoğunun Linux versiyonlarının olmaması bunların hepsinden daha önemli bir problem. Windows yazılımlarının Linux üzerinde çalışmasını sağlayan WINE önemli ve saygı duyulası bir çaba olmasına rağmen yeterli değil. Yazılımsal bir sanal makine yaratıp Linux altındaki bir pencere içinde Windows veya diğer işletim sistemlerini kullanmayı sağlayan Virtualbox gibi çözümler de temel problemi gidermiyor çünkü yine Windows’un ve ihtiyaç duyulan programın Windows versiyonunun mevcut olmasını gerektiriyor.

Eğer Linux masaüstünde yol alacaksa, Windows altında popüler olan yazılımların ya çok sağlam muadilleri olmalı ya da bu yazılımların Linux versiyonları çıkmalı. Programlar konusunda gözüm özellikle profesyonel kullanıcıların vazgeçemediği Adobe’nin uzun ürün listesinde. Öyle ki Microsoft, Windows dünyasının Sauron’u ise, Adobe de Saruman’ı, ve Sauron’u tahttan indirmenin yolu, önce Saruman’ı alaşağı etmekten geçiyor. Oyunlar, Windows’un diğer fethedilmesi gereken kalesi. Bilgisayar kullanıcılarının çok büyük bir kısmı, en az bir Windows oyununa sarmış durumda oluyor ve bu Linux’a göç etmeyi engellemeye yetebiliyor. Demek istediğim, eğer kullanıcı ihtiyaç duyduğu yazılımı veya bir muadilini Linux’ta bulamıyorsa, geri kalan kullanım kolaylığı, dağıtım tercihi, performans gibi noktalar detay olarak kalıyor. Mesela benim de takıntılarımdan biri, Linux’ta font’ların çirkin olduğunu düşünmem, ancak bu Linux’u kullanmayı engelleyen bir şey değil. Yazılım yelpazesi tamamlandığı takdirde, diğer tüm problemlerin zamanla büyük bir zorluk yaşanmadan aşılacağına inanıyorum.

Sene 2013 ve yine Windows 8’in yeni arabiriminin beğenilmemesi nedeniyle çuvallamasından medet umuyoruz. Ancak bu sefer, bir fark var: Steam. Steam, Linux’un oyunlar problemini çözme potansiyeli barındırdığı için bu sefer işler farklı olabilir. Steam’in Linux için ne yapabileceğine dair görüşlerimi, Steam’in doğrudan ve dolaylı etkilerinin neler olabileceğini serinin ikinci yazısında paylaşacağım.

Reklamlar

Sumatra PDF: Windows için en pratik PDF ve e-kitap okuyucusu

sumatrapdf“Her bilgisayar kullanıcısı bir gün pdf’i tadacaktır.” Hard diskteki bir pdf’i açmak neyse de, web’de bir linke tıklayıp çirkin bir plugin bilgisayarınızı kasmaya başladığında “of pdf’miş bu link” anını yaşamak genellikle sinir bozucudur. Pdf düzgün görüntülenmeyebilir, browser çökebilir. Sırf bu sorunu çözmeye katkıda bulunmak için Firefox 19 kendi javascript bazlı pdf okuyucusu ile gelmeye başladı, ancak şu an için stabil olsa da büyük pdf’ler için biraz yavaş. Pdf’leri browser içinde açmak mutsuzluğu karşısında indirip kendi özel programında açmak akıl sağlığımız için daha yararlı. Bu noktada da genellikle herkesin karşısına Adobe’nin PDF Reader’ı çıkar. Adobe’nin bu programı özellik olarak tam teşekküllü olsa da (daha doğrusu olduğu için) güvenlik açıkları ve sisteminize yüklediği sürekli çalışır durumdaki adobe update yazılımı ile dakika başı kendini update etmeye çalıştığından tam bir illete dönüşür. Bu açıdan aslında Adobe’nin tüm ürünleri bilgisayarın ruhunu ele geçirmeye çalışan yapıları nedeniyle rahatsız edicidir. Adobe PDF Reader’ın kendisi hantaldır, son yıllarda biraz düzeldiyse de yavaş açılır.

İşte bu sebepten dolayı, Linux ve Mac’te gelen düzgün default pdf okuyucular ile kullanıcılar rahatken, Windows kullanıcıları için pdf hep bir başağrısı olmuştur. “Adobe değil FoxIt kullanıyorum” diyenleri duyar gibiyim. Adobe’nin şişkinliği ve hantallığı karşısında hafif ve hızlı bir alternatif olma iddiasıyla çıkan Foxit Reader da yıllar içinde “ücretsiz ticari yazılım” semptomlarını sergilemeye başladı, yani “free” ve “pro” versiyon ayrımı, programın orasında burasında reklamlar gibi. Üstüne “featuritis” hastalığından da muzdarip olduğu için başladığımız yere dönmüş olduk.

“Ben sadece bir pdf belgesi okumak istiyorum, pdf üstünde işletim sistemi çalıştırmayacağım” diyenler için Sumatra PDF Windows kullanıcısının imdadına yetişiyor. Tam anlamıyla ücretsiz ve açık kaynak kodlu bir özgür yazılım olan Sumatra PDF’in küçük, basit bir arabirimi var ve çok hızlı açılıyor ve çalışıyor. Hız ve temiz metin kalitesi odaklı MuPDF motorunu kullanıyor. Sumatra PDF’in yeni versiyonları “öteki pdf” olan DjVu ile birlikte ePub ve mobi gibi e-kitap formatlarını ve çizgiromanlar için tercih edilen .cbz ve .cbr formatlarını da açıyor, böylece bunlar için ayrı programa da ihtiyaç kalmıyor.

Sumatra PDF’in Türkçe çevirisi de tam durumda. İsterseniz gelecek versiyonlara katkı olarak şuradan eksik çevirileri tamamlamaya yardım edebilirsiniz.

Bu arada, Adobe’nin PDF’i 2008 yulından itibaren özgür bir format haline getirdiğini hatırlatayım. Bu nedenle PDF’e alternatif olarak ön plana çıkmaya çalışan DjVu formatının teknik bazı üstünlükleri devam etse de özgürlük açısından bir farkı kalmadı. Bu alanda Microsoft da bir türlü tutunamayan XPS adlı formatını 2009 yılında özgürleştirdi. E-kitap formatları alanında ise ePub tek özgür seçenek olduğu için her zaman mobi’ye ve Amazon Kindle’ın .azw formatına kıyasla tercih edilmeli.

90’larda Adobe’nin sarp kayalıklarında başlayan, 2000 ortalarında FoxIt yaylasında bir süre durakladıktan sonra kendimi 2000 sonlarında STDU ovasında bulduğum kişisel pdf serüvenim de 2010’lara geçtiğimizde Sumatra’nın serin sularında son bulmuş oldu.