BTK 2013 2. Çeyrek Verileri – Fiber %10’u geçti

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) 2013-2 raporunu yayınladı. Özünde TTNET ve Superonline’ın rekabetinden ibaret olan düopol sabit internet pazarımızda 6 ay önce paylaştığım 2012-4 dönemindeki aynı trendlerin devam ettiği görülüyor. Bağlantı çeşitleri arasında en yaygın olan DSL Türkiye’de 6.5 milyon abone civarında sabitlendi ve artık artmıyor. Bu rakam TTNET’in doğrudan sattığı paketler ve aracı al-satçı firmalar üzerinden satılan paketlerin toplamı. TTNET’in üvey evladı TürksatKablo’nun tek satıcısı olduğu Kablo İnternet de 0.5 milyon abone ile yerinde sayıyor. Talep artık üstün özellikleri nedeniyle doğal olarak Fiber’e yönelmiş durumda. Fiber abone sayısındaki artış yavaşlamış olsa da 850 bin abone sayısına ulaşılmış. Fiber interneti Türkiye’de bazı farklılıklarla TTNET, Superonline ve MetroNet firmaları satıyor.

toplamkullanici

Diğer bağlantı çeşitleri içinde ilgi çekici olabilecek elektrik hatları üzerinden sadece MetroNet firması tarafından verilen BPL hizmeti de düşüşe devam ediyor. Bu bağlantı türünün geleceği yok gibi gözüküyor.digerkullaniciYüzde olarak baktığımızda DSL’in %82’ye gerilediğini (TTNET+Diğerleri), Kablo İnternet’in %6’da sıkışıp kaldığını, Fiber İnternet’in ise %11’e yaklaştığını görüyoruz.

trendISP’lerin pazar paylarını gösteren veriler de, TTNET ve Superonline’dan ibaret ve TTNET’in ezici üstünlüğü olan piyasada çok fazla değişen birşey olmadığını gösteriyor. TTNET’in payı her çeyrekte bir iki puan gerilese de, Türkiye’nin internet politikasında ciddi bir değişim yaşanmadığı sürece daha çok uzun süre rekabet adına bir şey de değişmeyecek. Bağlantılarımızda rekabete dayalı olumlu gelişmeler, ancak TTNET’in tek elle tutulur rakibi olan Superonline’ın Fiber hizmeti yaygınlaştıkça görülmeye devam edecek. Türk Telekom’un özelleştirilmesinden sonra bir adet özel neredeyse-tekel, bir adet de yavru rakip firmadan oluşan “serbest piyasa”mızın tüketiciye sunabildiği bundan ibaret.

isppaylar

Reklamlar

MediaInfo, Video ve Ses Dosyalarınızda Container ve Codec’ler

Bilgisayarlar “multimedia” özelliklerini kazandıkları yani ses ve video oynatabildikleri zamandan beri, video ve ses için çok sayıda dosya formatı ve codec ortaya çıktı. Buradaki çeşitliliğin birden çok sebebi var. Teknoloji geliştikçe daha üstün kaliteli codec’lerin ortaya çıkması, farklı kullanım alanlarında farklı codec’lerin uygun olması gibi doğal sebeplere ek olarak, rakip teknoloji firmalarının kendi pazar çıkarlarına yönelik olarak birbirlerine rakip codec ve formatları yayması da var. Bir kez popülerleşen codec ve formatlar, hem alışkanlık ve bilinirlik etkisi nedeniyle hem de bunları oynatan donanımların (akıllı tv’lerden, araba müzik sistemlerine) yazılımlara kıyasla yavaş evrilmesi nedeniyle, daha iyileri çıkmış olsa bile uzun süre ortalıkta kalıyor. Bu da ortalıktaki format ve codec kaosunu arttırıyor.

Bu kaos ile başa çıkmanız için gereken ilk adım, elinizdeki bir dosyanın hangi container formatı olduğunu ve bu container’ın içinde hangi codec’ler ile encode edilmiş video ve ses bilgileri olduğunu tespit etmeniz.

MediaInfoMediaInfo programı, bu ilk adımı atmanızı sağlıyor. Açık kaynak kodlu özgür bir yazılım olan MediaInfo’nun Windows, Mac ve Linux versiyonları mevcut. MediaInfo çok sayıdaki dosyayı tanıyabiliyor ve elinizdeki dosyaya dair liste halinde çıkarttığı bilgiler eksiksiz. Ancak bu bilgilerin ne olduğunu anlamak için container, codec ve diğer veriler arasındaki ilişkiye dair bir fikrinizin olması gerekli:

1. Container, içinde video, ses, altyazı gibi unsurlar barındırabilen, “kutu” benzeri bir dosyadır. Elinizdeki video dosyalarının işletim sisteminizce görülen ve dosya isminin uzantısında belirtilen formatı (.mp4, .mkv, .mov vs.) container’a aittir. Her container, her video veya ses codec’ine sahip unsuru desteklemez yani her container’ın içine her şeyi koyamazsınız. Ayrıca bazı container formatları, altyazı desteklemez veya desteklediği etiket bilgileri kısıtlıdır. Streaming destekleri de farklı olabilir. Container’lar bu şekilde birbirlerinden ayrılır. Container’ın kendisi video veya ses kalitesine etki etmez, ancak bazı container’lar daha gelişmiş codec’leri barındıramadıkları için dolaylı olarak kaliteyi kısıtlamış olur. Container’ın içinde yer alabilecek esas unsurlar şunlardır: Video, Ses, Metin (genellikle altyazı). Bunlara ek olarak Chapter bilgileri (izlerken özel bir bölüme kolayca atlamak için), ve Etiketler (“Tag”ler – Yönetmen, sanatçı, yapım yılı bilgileri vb.) de container’a dahil edilebilir.

Piyasadaki en gelişmiş container formatı, aynı zamanda özgür bir format olan Matroska’dır (.mkv). Google’ın geliştirdiği özgür WebM formatı da Matroska’dan türetilmiş, daha kısıtlı özelliklere sahip ve web’e yönelik bir container formatıdır. Daha eski bir özgür container formatı olan Ogg (.ogg) demode hale gelmiştir. Matroska (ve duruma göre WebM) her zaman ilk tercih olmalıdır.

Matroska’nın özgür olmayan container’lar içinde, ortak standartlara dayandığı için en ciddi rakibi MP4’tür (.mp4). MP4’ten türetilmiş veya akraba olan çeşitli container formatları da vardır. Apple’ın Quicktime’ı (.mov, .qt) ve telefonlarda görülen 3GP (.3gp) formatları bunlardandır. Bu formatlar ikinci tercih olabilir.

Container hiyerarşisinin en dibinde de, sadece tek bir firmanın kontrolündeki formatlar yer alır. Microsoft’un ASF formatı (.asf, .wmv, .wma), DivX Inc.’in DivX formatı (.divx), Adobe’nin Flash Video’su (.flv), Real Networks’ın Real Media (.rm) formatı bunlardandır. Bu formatlar mümkünse kullanılmamalıdır. Microsoft’un eski container formatı olan Audio Video Interleave (.avi) formatı demode durumdadır ve son çare olmadığı sürece kesinlikle kullanılmamalıdır.

Container formatlarının kıyaslamalı listesi.

2. Video codec, container’ın içindeki video unsurunun formatıdır ve video kalitesini belirler. Video codec’lerin normal koşullarda dosya ismi uzantısı olmaz. Container’ların içinde dururlar.

Piyasadaki en önemli özgür video codec’i Google’ın On2 firmasını satın aldıktan sonra özgür hale getirerek geliştirdiği VP9 formatı. VP9, aynı formatın bir önceki nesli olan VP8‘in yerini almaktadır. BBC’nin geliştirdiği özgür bir codec olan Dirac adlı formatı da kalite anlamında kendine üstlerde yer aramaya devam ediyor ancak pek yaygın değil. Xiph’in daha önce geliştirdiği özgür Theora isimli codec’i demode hale gelmiş durumda. Xiph’in Mozilla ile birlikte geliştirmekte olduğu yeni nesil özgür video codec’i Daala ise henüz hazır değil. Bu durumda, video dosyaları için ilk tercih VP9 (veya destek yoksa VP8) olmak durumunda.

Özgür olmayan video codec’lerden MPEG grubu tarafından geliştirilen H.264 (AVC) standardı halen özgür video codec’lere kıyasla daha yüksek kalite sunuyor. Dolayısıyla öncelik kalite ise kullanılabilir. H.264, daha önce yaygın olan MPEG4-ASP tipi codec’leri (xvid popüler bir uygulamasıydı) demode hale getirdi. H.264’ün ardından gelecek codec olan H.265 (HEVC) ise halen geliştirilme aşamasında. Microsoft’un WMV9 codec’i ise standart haline geldikten sonra VC-1 ismini aldı ve H.264’e kalitesi biraz daha düşük bir alternatif niteliğinde. Sonuç olarak, eğer maksimum kalite için özgür olmayan bir codec kullanılacaksa bu H.264 olmalı.

Video codec’lerin garibanı konumunda da 90’larda bir zamanlar popüler olan Real Networks’ın RV10 codec’i var. Sadece bir firmanın desteklediği bu codec çöp niteliğinde.

Video codec’lerin kıyaslamalı listesi.

3. Ses codec’i, container’ın içinde yer alan ses unsurunun formatıdır ve ses kalitesini belirler. Ses codec’leri genellikle container içinde gelse de, “raw stream” olarak tek başlarına da dosya olarak gelebilirler çünkü yanlarında eşlik eden herhangi bir bilgi her zaman gerekmeyebilir.

Piyasadaki en kaliteli ve gelişkin ses codec’i Xiph’in Skype’ın katkılarıyla geliştirdiği özgür format olan Opus’tur. Opus üzerine daha önce bir tanıtım yazısı yazmıştım. Opus, Xiph’in önceki ses codec’i olan Vorbis’i demode hale getirmiştir. Opus, tüm kayıplı ses codec’leri içinde kesinlikle ilk tercih olarak kullanılmalıdır.

Özgür olmayan ve Opus’a çok yakın kalite sunan ses codec’i yine MPEG grubunun AAC formatıdır. AAC formatı, şimdilik daha yaygın destek nedeniyle tercih edilebilir. AAC, MPEG grubunun bir önceki efsane popülerlikteki ses codec’i olan MP3’ü demode hale getirdiyse de, atalet ve müthiş destek yaygınlığı nedeniyle MP3 hala yaşamaya devam etmektedir.

Ses codec’leri düşünüldüğünde son sıralarda özgür olmayan Microsoft’un WMA codec’i ve Real Networks’ın AAC’den türetilmiş RA9 ve RA10 codec’leri gelmektedir. Bunlara, belli bitrate’lerde yüksek ses kalitesi sunmasına rağmen desteği çok zayıf marjinal bir codec olan bağımsız Musepack codec’i de eklenebilir. Bu ses codec’lerinin hiçbiri mümkünse kullanılmamalıdır.

Ses codec’lerinin kıyaslamalı listesi.

MediaInfo’ya dönecek olursak: Bu program sayesinde elinize bir dosya geçtiğinde tam olarak hangi container formatında olduğunu, hangi codec’leri içerdiğini ve diğer bilgilerin düzenli listesini bir tık ile görebiliyorsunuz. Yalnız bir uyarım var, MediaInfo’yu kurarken yanında size kakalamaya çalışacağı ek programı “I do not accept” seçeneği ile reddedin. Özgür bir yazılımda pek tasvip etmediğim bu çirkinlikten bu şekilde sıyrılın..

Screenshot’lar

Programın çıktısına örnek:

General

Unique ID : 194540422344676715450033734198677792496 (0x925B1F5AC43265DA89ED91369BA0E6F0)

Complete name : F:\X.mkv

Format : Matroska

Format version : Version 2

File size : 1.47 GiB

Duration : 47mn 21s

Overall bit rate : 4 443 Kbps

Encoded date : UTC 2013-08-12 12:44:48

Writing application : mkvmerge v5.8.0 (‘No Sleep / Pillow’) built on Sep 2 2012 15:37:04

Writing library : libebml v1.2.3 + libmatroska v1.3.0

Video

ID : 1

Format : AVC

Format/Info : Advanced Video Codec

Format profile : High@L3.1

Format settings, CABAC : No

Format settings, ReFrames : 2 frames

Format settings, GOP : N=1

Muxing mode : Header stripping

Codec ID : V_MPEG4/ISO/AVC

Duration : 47mn 21s

Bit rate : 3 970 Kbps

Width : 1 280 pixels

Height : 718 pixels

Display aspect ratio : 16:9

Frame rate mode : Constant

Frame rate : 23.976 fps

Color space : YUV

Chroma subsampling : 4:2:0

Bit depth : 8 bits

Scan type : Progressive

Bits/(Pixel*Frame) : 0.180

Stream size : 1.31 GiB (89%)

Language : English

Default : Yes

Forced : No

Color primaries : BT.709

Transfer characteristics : BT.709

Matrix coefficients : BT.709

Audio

ID : 2

Format : AC-3

Format/Info : Audio Coding 3

Mode extension : CM (complete main)

Format settings, Endianness : Big

Muxing mode : Header stripping

Codec ID : A_AC3

Duration : 47mn 21s

Bit rate mode : Constant

Bit rate : 384 Kbps

Channel(s) : 6 channels

Channel positions : Front: L C R, Side: L R, LFE

Sampling rate : 48.0 KHz

Bit depth : 16 bits

Compression mode : Lossy

Stream size : 130 MiB (9%)

Language : English

Default : Yes

Forced : No

Text

ID : 3

Format : UTF-8

Codec ID : S_TEXT/UTF8

Codec ID/Info : UTF-8 Plain Text

Default : Yes

Forced : No

Mumble: Ventrilo ve Teamspeak’e Özgür bir Alternatif

mumbleMumble, grup halinde sesli chat yapmayı sağlayan açık kaynak kodlu bir özgür yazılım. Kullanıcılar IRC benzeri bir yapı içinde seçtikleri bir sunucuya bağlandıktan sonra kanallar içerisinde toplanıp konuşabiliyor. Server-Client modeline dayalı olması ile bu sistem daha önce tanıttığım bir Skype alternatifi olan Jitsi gibi Peer2Peer VOIP araçlarından ayrılıyor.

Rakipleri Ventrilo ve Teamspeak gibi Mumble’ı da genellikle oyuncular tercih etse de, Mumble camiasında bazı farklı ilginç topluluklara da rastlanabiliyor. Örneğin, Türkiye çıkışlı uluslararası bir aktivist hareket oluşturmaya çalışan Social Network Unionism sitesinde Mumble üzerinden bu günlerde şehir parklarında yaşananlara benzer online forumlar düzenlendiğine rastladım.

Mumble’ı piyasadaki iki rakibiyle kıyaslamam gerekirse, Mumble’ın Teamspeak ile beraber Ventrilo’yu açıkça geride bıraktığını söyleyebilirim.

Üç programın da platform desteği yaygın olmakla birlikte Ventrilo’nun resmi bir Linux client’ı yok, ve Mac server yazılımı güncel değil (PowerPC için yazılmış ve Rosetta aracılığıyla çalışıyor). Bu eksiği kısmen kapatan bir üçüncü parti özgür yazılım Linux client’ı var: Mangler. Mumble ve Teamspeak’in ise Windows, OSX ve Linux’ta hem client hem server için resmi yazılımları mevcut. Mobilde yine üçünün de iOS ve Android client’ları ya resmi olarak var ya da üçüncü parti yazılımlar eksiği kapamış.

mumble-connectVentrilo, düzgün çalışan ve olgun bir program olmasına karşın 2007’den beri kayda değer bir güncelleme olmaması nedeniyle ihtiyarlamış durumda ve terk edilmişe benziyor. Bu tip bir program için en önemli bileşenlerden biri kalite ve performans üzerinde büyük etkisi nedeniyle desteklenen ses codec’idir. Ventrilo güncellenmediğinden üstün kaliteli yeni nesil ses codec’i Opus’a desteği yok. Mumble, Haziran ayında çıkardığı 1.2.4 versiyonu ile Opus desteğini ilk sunan oldu. Teamspeak, Ventrilo’ya benzer şekilde çok uzun süre atıl kaldıktan sonra birkaç gün önce versiyon 3 ile kendini yeniledi ve Opus desteği içeriyor. Opus, daha yüksek ses kalitesi ve konuşurken daha az gecikme demek.

Sesli chat programlarında bir başka önemli bileşen de kullanılan iletişim protokolüdür. Bu alanda Mumble’ın açık kaynak kodu ve dokümantasyon ile sunulan özgür bir protokolü varken, Ventrilo ve Teamspeak’in protokolleri gizli ve kapalı. Kullanılan protokolün özellikle konuşma sırasındaki gecikme sürelerine büyük etkisi var. Bu alanda da Mumble’ın çok düşük gecikme süresi ile performans olarak öne çıktığını, Ventrilo’nun ise yüksek gecikme süresi ile geri kaldığını söyleyebiliriz. Teamspeak, yeni versiyonuyla bu alanda ikisinin arasında, Mumble’a yakın bir yerde duruyor gibi. Youtube’da durumu karşılaştırmalı olarak ortaya koyan güzel bir çalışma var.mumble-main

mumble-infoSesli chat programlarında bir başka önemli özellik de güvenlik için veri şifreleme tekniklerinin desteklenmesi. Ventrilo, bu alanda da nal toplarken, Mumble şifrelemeyi zorunlu tutarak öne çıkıyor. Teamspeak 3’te ise şifreleme tercihe bağlı. Burada hatırlatmak gerekir ki, açık kaynak kodlu olmayan hiçbir yazılımın güvenliğinden, hele şifrelemeyi doğru ve arka kapısız bir şekilde yapıp yapmadığından objektif bir şekilde emin olunamaz. Bu da Mumble’ın artılarından biri daha. Şifreleme client ile server arasındaki iletişimi kapsadığından, yani sunucu ucunda veriler okunabilir hale geldiğinden tam güvenlik için kendi server’ınızı kurup kullanmayı tercih edebilirsiniz. Mumble, kurulumda seçenek olarak kurmayı önerdiği Murmur adlı sunucu yazılımı ile bu imkanı veriyor.

Sunucular konusunda Mumble’ın önemli bir avantajı da özgür yazılım olduğu için herhangi bir lisans ücreti talep edilmemesi. Ventrilo veya Teamspeak server yazılımını kendi sunucunuza kursanız bile, ücretsiz versiyonunda sunucuya bağlanabilen maksimum kullanıcı sayısı kısıtlanıyor. Bu rakam Ventrilo’da 8, Teamspeak 3’te ise 32. Bu rakamı aşmak isterseniz lisans ücreti ödeyip kısıtlamasız bir versiyon edinmeniz gerekli.

Peki, eğer kendiniz Murmur yani bir Mumble server’ı kurmaya karar verirseniz, ne kadar upload hızına ihtiyacınız olacak? Bu ihtiyaç kullanıcı sayısına ve tercih edilen codec kalitesine bağlı olarak değiştiği gibi aynı anda konuşan insan sayısına bağlı olarak anlık da değişecektir. Mumble’ın Sıkça Sorulan Sorular kısmındaki bir hesaplamayla şöyle denmiş: Ortalama kalite ayarlarını kullanan, 20 kişinin bağlı olduğu bir sunucuda ortalama 2 kişi aynı anda konuşuyorsa sunucuda 1-3 mbit arası upload hızı gerekecektir. Bu kaba hesap, satın aldığımız internet bağlantı paketlerinde upload hızlarının önemini bir kez daha gösteriyor.

Eğer Mumble’a geçerseniz kullanabileceğiniz gelişkin özellikler arasında otomatik ses seviyesi ayarlama, oyun içinde konuşmakta olan kişilerin ismini görebileceğiniz overlay sistemi ve destekleyen oyunlarda konuşan kişinin oyun içi pozisyonuna göre sesin yönünün ayarlanması da var.

TR Upload Hızları – Temmuz 2013: 80. sıradan 99. sıraya

2013’ün Şubat ayında, “Türkiye’de İnternetin Durumu #2 – Upload Hızlarının Önemi” başlıklı yazımda upload hızlarının önemini vurgulamış ve Türkiye’deki düşüklüğünden şikayet etmiştim. Düzgün bir upload hızı olmadan, internette üretici-kullanıcı olmaktan ziyade içerik tüketicisi olarak kalıyoruz. Türkiye’deki alternatif internet servis sağlayıcılarının hizmet alanlarının darlığı düşünüldüğünde, TTNET’ten başka seçeneği olmayan büyük çoğunluk için durum bu.

Yine de, yaklaşık 6 ay sonra, upload hızları konusunda bir değişiklik var mı diye tekrar internet servis sağlayıcıların sitelerini dolaştım ve eksik bilgileri telefonla tamamladım. Sadece en ucuza en yüksek upload hızlarını almaya yönelik paketleri seçip listelediğimde şöyle bir tablo ortaya çıktı:

netpaketleri

Metronet firması, “Metronet Ethernet” adı altında sattığı fiber internet paketiyle, hizmet verdiği çok küçük alan içinde upload hızları açısından hala en iyi seçenek. Elektrik kabloları üzerinden internet sağlayan BPL hizmeti de, hizmet devamlılığı açısından çok şikayet edilen bir seçenek olsa da upload açısından çok iyi. Bu firmanın simetrik internet paketleri, aynı zamanda makul fiyatlara satılmaya devam ediyor.

Superonline’a baktığımızda, küçük bir gelişme var. Reklamdan başka bir amacı olmayan “1000 TL’ye 1000 mbit” paketini bir kenara bırakırsak, Fiber 25 paketi ile 5 mbit upload sunuyor ve yeni olan şu ki bunu açıkça belirtiyor. Bir süre önce, pratikte kullanıcılar bu 5 mbit upload’u kullandığı halde, sitesinde sadece 1 mbit upload’dan bahsediliyordu, yani bir garantisi yoktu. Bu düzeltilmiş ve olumlu sayılmalı. Ancak Superonline’ın bu paketlerinde Adil Kullanım Noktası uygulamasında olumsuzluklar var. (Bu arada evet, eskiden “Adil Kullanım Kotası” olan şeyin her yerde ismi değişmiş, herhalde belli bir limiti aşınca ek para ödettiren “Kotalı” internet ile karıştığı için olmalı). Superonline’da hem download hem de upload’larınız AKN kotanızdan yiyor. Yani download’a dikkat ederim, en azından upload’ı gönlümce kullanırım diyemiyorsunuz. Üstüne üstlük, AKN kotanızı aştığınızda hem download hızınız, hem de upload hızınız kısılıyor. TürksatKablo ve TTNET’te bu olumsuzluklar yok, bu Superonline’a özgü bir çirkinlik. Superonline’ın web sitesinin de korkunç olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim, basitçe tüm tarifelere bakılabilen bir sayfa yerine saçma sapan kampanya sayfaları, anlamsız ve yanıltıcı animated gif’ler ve link’lenemeyen tab’ler ile dolu bir cilalı çöplük var ortada.

TürksatKablo, ülkemiz için yüksek sayılabilecek bir upload hızı veren yeni ve çekici bir paket sunmuş. “Ekosınırsız 50” adlı bu AKN kotalı pakette 4 mbit upload veriliyor ki fiyat açısından da rakibi diyebileceğim Superonline’ın 5 mbit upload veren paketine yakın. Türksat’ın 2 mbit upload veren sınırsız paketi ise değişmemiş ve hala aşırı pahalı.

Türkiye’nin tek gerçek yaygınlığa sahip servis sağlayıcısı olan ve tekel konumundaki TTNET cephesinde de yeni birşey yok. Aynı uyuz upload hızları devam ediyor.

Merak edip bir de Speedtest.net‘in Net Index‘inde Türkiye’nin yerine bakayım dedim ve üzücü bir resim ile karşılaştım:

tr99

Upload hızımız 6 ay öncesine göre 2.31 mbit’ten sadece 2.44’e yükselmiş ve 80. sıradan 99. sıraya gerilemişiz !

Big Brother TR’ye Giriş: Türkiye’de Dijital Gözetim Kitabı

tdg

Alternatif Bilişim Derneği 2012 yılında “Türkiye’de Dijital Gözetim: T.C. Kimlik Numarasından E-Kimlik Kartlarına Yurttaşın Sayısal Bedenlenişi” adında bir kitap yayınladı. Kitabı geçen ay derneğin Bilgi Üniversitesi’nde gerçekleşen Özgür Yazılım Günleri etkinliğindeki standından bağış karşılığında almıştım. Creative Commons BY-NC lisansı ile dağıtılan kitabı PDF olarak da ücretsiz indirebilirsiniz. Kitaba erişmek için bir başka seçenek de Söğütlüçeşme’deki İstanbul Hacker Space’in kütüphanesinden yararlanmak. Yeri gelmişken haber vereyim, yakında İstanbul Hacker Space’in kütüphanesinde bulunan tüm kitapları web sayfası üzerinden görebileceğiniz ve ödünç durumuna bakabileceğiniz bir sistem hazırlanmakta.

Kitap Türkiye’de devletin ve devletin hizmet veren birimlerinin vatandaşı gözetlemesi olgusunu ele alıyor. MERNİS (Merkezi Nüfus İdare Sistemi) ve TC kimlik numarası uygulaması üzerine odaklanıyor.

Kitabın birinci bölümü akademik bir tarzda yazılmış ve bu gözetimci anlayışın arka planını açıklamaya yönelik. 1980 sonrasının neoliberal devletinin, Michel Foucault‘nun literatüre kattığı, doğumdan ölüme kayıtlandırma, takip ve yönlendirmeyi içeren biyo-iktidar modeline dayalı bir “yönetişim” anlayışına sahip olduğu açıklanıyor. Tek bir merkezden tüm bireylerin gözlenebildiği panoptik denetim anlayışının evrildiğini ve herkesin gönüllü olarak kendilerini görünürleştirdiği ve birbirlerini gözlediği Süper Panoptikon haline geçtiğimiz fikri işleniyor.

İkinci bölümde gözetim teknolojilerinin hangi alanlarda ne motivasyonlarla yerleştirildiği anlatılıyor. Bu alanlar askerlik, polis-istihbarat, nüfus yönetimi, işyerlerinde çalışanlara yönelik ve piyasada tüketicilere yönelik olarak belirlenmiş. Bu alanlardaki artan gözetim pratikleri, bu konuda bilinç yükseltmeye yönelik bir giriş teşkil ediyor.

Üçüncü bölüm, TC kimlik numarası ve buna dayanan e-devlet hizmetlerinin “topografyası” çıkarılarak yani listesi tespit edilerek incelenmiş. Bu çalışma aynı zamanda kitabın esas özgün araştırmaya dayalı kısmı. Binlerce sayıda hizmet, ve bunlarla ilişkili kurumun TC kimlik numarası gerektirdiği, ve dolayısıyla bu binlerce noktadan vatandaşa dair verilerin merkezi bir şekilde toplandığı gibi bir sonuç ortaya çıkyor. Kitapta bu ürkütücü tablo sunulurken, keşke sadece listelemek yerine biraz daha derine inilerek bazı örnekler üzerinden hangi verilerin kolayca merkezileştiği anlatılsaydı diye düşündüm.

Dördüncü bölümde de, gözetimci devlet anlayışına karşı ne gibi önlemler alınabileceği fikri tartışılmış. Kitap esasen özel hayatın gizliliği ilkesi gibi vatandaşın yasal haklarının bu yeni durumda korunmasına yönelik hukuken neler yapılması gerektiğini tartışıyor. Bu alanda Avrupa’da bireyi gözetimden korumaya yönelik kanuni düzenlemeler tanıtılıyor ve Türkiye’de henüz bu kanuni garantilerin eksik olduğu ve tamamlanması gerektiği uyarısı yapılıyor.

Gözetim çağında bireylerin kendilerini total köleleşmeden korumaları için iki yoldan bahsedebiliriz. Bunlardan birincisi hukuk yoluyla gerekli düzenlemelerin yapılması ve bireyin denetimden özgürlüğünü sağlayacak anlayışın kanunlara işlenmesi. Günümüzde sistemin ve devletin geldiği noktada bu gerekli bir uğraş olmakla birlikte yokuş yukarı bir mücadele gibi duruyor ve son kertede her zaman bir takım denetleyici kurumların iyi niyetli ve sorumlu davranacağına dair bir inanç gerektiriyor. Bireylerin kendilerini korumaları için ikinci yol ise kendi denetimlerindeki teknik çözümler, yani internette TOR gibi anonimleştirme araçları, sağlam şifreleme tekniklerini kullanan özgür yazılımların tercih edilmesi gibi şeyleri yaygınlaştırmak. Ayrıca kimden ne zaman ne aldığınızı kaydeden kredi kartı yerine nakit kullanmak, GSM şebekesine bağlı yani konumunuzu 24 saat merkeze bildiren bir cep telefonu kullanmamak gibi bazı pratik araçlardan feragat etmeyi içeren önlemler de düşünülmeli. Kitap bu teknik araçları bir ek olarak sonda listelese de, neden ve nasılları konusunda yeterince detaya inmiyor. Kredi kartı ve cep telefonları gibi diğer veri sızdıran araçlardan ise bahsetmiyor.

Sonuç olarak, kitabı gözetim toplumunda tüm olumsuz trendlere rağmen hala bireysel özgürlüğe inanan, özel yaşamın gizliliğini ve anonimliğin siyasi önemini hissedenlere, veya bu konuda hiç kafa yormamış ama yorsa iyi olacak olanlara tavsiye ediyorum. Bu alan 21. yüzyılın en hararetli toplumsal mücadelelerinden biri olmaya aday ve Türkiye’de bu konuda bir uyanışın henüz çok başındayız.

Ezberlemeniz Gereken Herşey İçin: Anki

anki

Anki ezberlemeniz gereken şeyleri öğrenmenizi sağlamak için yaratılmış açık kaynak kodlu özgür bir yazılım. “Flashcard” mantığına dayanan sistemi oldukça basit: Ezberlemek istediğiniz kartlardan oluşan desteleri (deck) web’den indirerek veya kendiniz yaratarak Anki’ye yüklüyorsunuz. Çalışmak istediğiniz desteyi açtığınızda Anki size ezberlemeniz gereken kelime veya bilginin olduğu kartları sırayla gösteriyor. Bir kart açıldığında siz içinizden doğru cevabı düşündükten sonra tıklıyorsunuz ve cevabı gösteriyor. Cevabı gördükten sonra, kartın zorluğu hakkında bir rating veriyorsunuz. Zordan kolaya doğru “again”, “hard”, “good” veya “easy” tuşuna basıyorsunuz. Buna göre Anki en çok zorlandıklarınızı en kısa sürede olmak üzere tekrar önünüze getiriyor, ta ki günlük kart kotanızı tatmin edici şekilde tamamlayana kadar. Bu şekilde Anki’nin algoritması size bilemediğiniz ve zorlandığınız kartları daha sık sorarak, desteleri zamana yayılan bir çalışma programı içerisinde siz öğrenene kadar tekrarlatıyor.

decks

card

Anki, Windows, Mac ve Linux için ücretsiz. Böyle bir yazılım elbette telefonlar için de çok uygun. Yolculuk gibi ölü zamanlarda kısa süre çalışıp bırakmak için ideal. Senkronizasyon özelliği sayesinde çeşitli bilgisayarlar ve aletler arasında kaldığınız yerden çalışmaya devam edebiliyorsunuz. AnkiMobile ismindeki iPhone versiyonu ücretli, Android için olan AnkiDroid ismindeki versiyon ise ücretsiz durumda. Hatırlatayım, Anki açık kaynak kodlu olduğundan, ileride birisinin resmi olmayan bir iPhone versiyonu yapıp ücretsiz sunmasının önünde herhangi bir engel yok.

Özellikle dil öğrenirken kelime ezberlemekte kullanılan Anki, başkentler, trafik plaka imleri veya telefon kodları ezberlemek gibi işler için de kullanılabilir.

Anki basit bir program olsa da ona gücünü veren insanların hazırladığı ve ücretsiz indirilebilen destelerin zenginliği. Bunlara “shared deck” yani paylaşılan desteler deniliyor. Kendi yarattığınız desteleri paylaşarak, Anki camiasına siz de katkı verebilirsiniz. Anki’nin paylaşılan desteleri, tıpkı Wikipedia gibi, insanların herhangi bir ticari ürün veya devlet kurumunun aracılığına ihtiyaç duymadan birbirlerinin eğitimine destek vermelerine güzel bir örnek teşkil ediyor.

Masaüstü Linux’un Durumu #2 – Steam Linux’u Kral Yapabilir mi?

steamlinux

“Masaüstü Linux’un Durumu #1 – Problem Nerede?” başlıklı önceki yazımda Linux’un masaüstündeki makus talihine değinmiş ve çözüm için hayati noktanın Linux’ta her yazılımı (veya muadilini) bulabilmek olduğunu iddia etmiştim. Linux’ta bulamadığımız yazılımlar içinde oyunlar büyük yer tutuyor, hatta yazılımlar probleminin yarısı oyunlar diyebilirim. Bu yazıyı yazma sebebim 2012-2013’te bu alanda önemli bir gelişme yaşanması ve Valve Software’in, kendi dijital oyun dağıtım platformu olan Steam’in Linux versiyonunu çıkarması. Valve artık oyunlarının Linux versiyonlarını da Steam üzerinden sunuyor. Bununla kalmayıp Linux’u geleceğin oyun platformu olarak ön plana çıkarmaya başladı ve bir de 2013 sonlarına doğru detayları belli olacak “Steam Box” adı verilen Linux bazlı bir konsol çıkaracağını duyurdu. Tüm bu gelişmeleri heyecan verici buluyorum ve Linux’un masaüstünde güçlenebilmek için şu ana kadar eline geçirdiği en büyük fırsat olduğunu düşünüyorum.

Önce Valve’den bu hamle niye geldi onu anlayalım. İşin özeti, Valve’in Microsoft’tan ürkmesidir.

Valve Software’in lideri Gabe Newell, Windows 8 ile birlikte  Microsoft’un satışı yapılan her programdan pay alacağı, “Windows Store” adında, Apple’ınkine benzer bir “AppStore” modeline doğru kayacağı öngörüsünde bulundu ve bunun “PC alanındaki herkes için bir facia” olduğunu açıkladı. Kendi başarılı oyun dağıtım platformu olan Steam‘in Windows Store tarafından ekarte edileceğinden, yani insanların artık Steam yerine Windows Store’dan oyun satın almaya yönlendirileceğinden endişelendi. Microsoft, gelecekte Steam’in Windows Store’da yer almasına izin vermeyebilir veya Steam’e izin vermek için Steam üzerinden satılan oyunlardan kendisine de pay talep edebilir. Bu endişe karşısında çare olarak Valve, Linux’a sarıldı.

Söz konusu gelişmenin sıradışılığına dair bir ipucu: Valve’in Linux’a yöneleceği konusundaki gelişmeleri Phoronix adlı Linux haber sitesi 2012 başlarında duyurduğunda, inanmayanlar çoğunluktaydı ve site ile dalga geçildi. Ancak haber doğruydu ve Steam’in Linux versiyonunun Ekim 2012’de betası, Şubat 2013’te de kararlı sürümü geldi. Valve bu aralar kendi oyun kataloğunun tamamını Linux’a geçirmekle meşgul.

valvegames

Peki, Steam Linux’a geldiğinden beri masaüstü Linux kullanıcıları tarafından ne kadar ilgi görmüş? Bunu öğrenmek için aylık Steam Hardware Survey’e bakalım.

Tüm Kullanıcılar İçindeki Pay

Steam Kullanıcıları İçindeki Pay

Steam’deki Oyun Sayısı

Windows

%92

%94,50

1900

Mac

%7

%3,75

400

Linux

%1

%1,75

100

İlk bakışta Steam kullanıcılarının işletim sistemi tercihlerinin genel kullanıcı tercihlerine yakın olduğunu görüyoruz. Windows, oyunlar alanında, genel piyasada olduğundan bile daha egemen. Mac oyun dünyasında genel piyasada olduğundan daha zayıf. Linux kullanıcılarının ise, iki değer karşılaştırıldığında %75’lik fark ile oyunlara ilgililerinin yüksek olduğunu görüyoruz. Tabloya bakarken düşünülmesi gereken önemli bir nokta da şu ki, Steam’de şu anda Windows için 1900, Mac için 400, Linux için ise 100 civarında oyun var. Bu fark dikkate alındığında Linux kullanıcılarının Steam’e olan ilgisinin az oyun sayısına rağmen yüksek olduğu sonucuna varabiliriz. Linux’taki oyun sayısı arttıkça Steam kullanıcıları içinde Linux’çuların payının artacağını bekleyebiliriz.

Buraya kadar Linux’un Steam için ne yapabileceğini konuşmuş oldum. Aslında daha önemli olan Steam’in Linux için ne yapabileceği. Öncelikle belirtmeliyim ki Steam yazılımının kendisi kapalı kaynak kodlu bir yazılım ve dağıttığı oyunların hemen hepsi de aynı şekilde kapalı kaynak kodlu. Steam aynı zamanda light bir tür DRM (Digital Rights Management) uygulaması yani kullanıcının yazılım üzerindeki haklarını “yöneten” yani kısıtlayabilen bir sistem (boşuna Digital Restrictions Management demiyorlar). En basitinden, Steam üzerinden satın aldığınız bir oyunu başkasına ikinci el olarak satamazsınız. Oyunlarınızı offline oynamaya izin var ama bunun için önce bir iki güncelleme, ayar gibi taklalar atmanız gerekebilir. Steam’deki bu negatif özellikler, oyunların bir kısmının ayrıca kendi DRM zımbırtılarına ek olarak mevcut. Bu yönden bakınca Steam kendi içinde özgür yazılım için doğrudan hiç bir kazanım sağlamıyor.

Steam’in özgür yazılıma olan yararları dolaylı. Bunlara liste halinde bakalım.

  1. Steam, Valve oyunlarını getirerek Linux’un bir masaüstü işletim sistemi olarak işlevliliğini arttırıyor.
  2. Steam’in Linux’ta çalışması (ve yakında Steam Box), tanınan bir platform sunarak diğer oyun firmalarının da Steam üzerinden Linux’a oyun getirmesini teşvik ediyor.
  3. Valve, oyunlarının Linux’ta daha iyi çalışması için Intel, Nvidia ve AMD gibi GPU üreticileri ile işbirliği yaparak Linux GPU sürücülerinin gelişimini hızlandırıyor. Özellikle Intel örneğinde Linux sürücüleri açık kaynak kodlu olduğu için işbirliği yüksek ve ileride CPU’ya entegre Intel GPU’lar güçlendikçe bunun önemi artacak.
  4. Valve, oyunların tüm platformlarda çalışabilmesi için gereken OpenGL’i ön plana çıkararak Microsoft’un DirectX’e dayanan tekelini kırmaya yardım ediyor (DirectX sadece Windows ile çalışıyor).
  5. Steam’in Linux’a gelmesi Linux’un prestijini arttırıyor ve performansını tanıtıyor.

Valve’in Linux’a yönelişi gösterdi ki açık kaynak koduna dayanan en önemli işletim sistemi olan Linux, yakında yazılımların serbestçe kurulabilmesi anlamında da tek açık platform olarak kalabilir. Microsoft ve Apple’ın satılan her programdan pay aldığı (veya yakında alacağı) tekelci işletim sistemi ve AppStore modelleri kendilerine uymayan yazılım geliştiricileri için Linux güvenli liman olmaya aday. Oyun dünyasının tanrılarından olan ve ticari ömrü doldukça eski id Software oyunlarını açık kaynak kodlu hale getirmesiyle sevilen John Carmack, oyunların Linux’ta ticari başarı yakalayabileceğine inanmadığını söylemişti. Valve’in Gabe Newell’ı bu konuda farklı düşünüyor olmalı. Kimin haklı çıkacağını önümüzdeki birkaç yıl içinde göreceğiz. Belki de sonunda şaka gerçek olur ve 2014 ileride “Masaüstünde Linux’un Yılı” olarak anılır. İnşallah.