6 Ayda Steam Linux’a Yaramış Gözüküyor

steamlinuxBundan 6 ay önce yani Nisan 2013’te “Masaüstü Linux’un Durumu #2 – Steam Linux’u Kral Yapabilir mi?” başlıklı bir yazı yazmıştım. Bu yazıda Steam’in Linux versiyonunun çıkması, Valve’in oyunlarını Linux’a getirmesi, ve diğer oyun firmalarının da oyunlarının Linux versiyonlarını sunmaya başlaması gibi gelişmeleri değerlendirmiş, orta vadede bunun Linux’un masaüstündeki popülerliğini şu ana kadar hiç olmadığı kadar arttırabileceğini öne sürmüştüm.

Net Applications’ın işletim sistemi istatistikleri ile Valve’in Steam Hardware Survey‘indeki bilgileri bir araya getirip Mart 2013 rakamları ile Eylül 2013 rakamlarını karşılaştırdığımızda önümüze şöyle bir tablo çıkıyor:

Tüm Kullanıcılar İçindeki Pay

Steam Kullanıcıları İçindeki Pay

Steam’deki Oyun Sayısı ve Payı

Windows

%91 (-1)

%94,50 (=)

2200 (+300) %100 (=)

Mac

%7.5 (+0.5)

%3,75 (=)

550 (+150) %25 (+4)

Linux

%1.5 (+0.5)

%1,75 (=)

200 (+100) %9 (+4)

Bu sayılarda dikkat çekmek istediğim birkaç şey var. Birincisi, Windows’un 1 puan gerilemiş olması ve bu 1 puanı Mac ile Linux’un eşit bölüşmesi. Linux lehine bu yarım puanlık artış bilgisayar dünyası için küçük ama Linux için büyük bir adım çünkü kendi payında %50’lik bir artış anlamına geliyor.

Steam kullanıcılarının hangi işletim sistemlerini kullandığı meselesinde hiçbir değişiklik olmaması da ikinci saptama. Windows gerçek bir oyun platformu olduğunu gösteriyor çünkü Steam kullananlar içindeki oranı toplam kullanıcılar içindeki orandan bile yüksek. Bu açıdan bakıldığında Mac oyuncuların tercih etmediği bir platform, Linux ise dengeli bir platform görüntüsünde.

Son olarak Steam’de yeni çıkan oyunların durumuna baktığımızda sayısal olarak Windows en başta, Mac ikinci sırada, Linux son sırada gözükse de, oransal olarak bakıldığında Mac ve Linux’un Windows’a yetişme eğiliminde olduğunu görüyoruz. Linux Steam sayesinde masaüstünde bir sıçrama yapacaksa, bu ivmenin korunması ve açının giderek kapanması çok önemli.

Geçtiğimiz haftalar içinde, Steam cephesinde yeni duyurular şeklinde önemli gelişmeler yaşandı. 2014 yılını çok önemli bulduğu belli olan Valve’in üç duyurusu içinde en önemlisi kendi Linux dağıtımı olan SteamOS. SteamOS tam olarak ortaya çıkınca Linux’un başarısına ne gibi bir katkısı olabileceğine dair daha iyi fikir yürütebileceğiz. Şu an için gelişmeler küçük ama olumlu görünüyor ve potansiyel gerçekten büyük.

Reklamlar

RED! Kızıl Hacker’ların Belgeseli

red!Bağımsız Sinema Merkezi tarafından Şubat 2013’te sunulan ve merak ettiğim bu belgeseli sonunda izledim. İzlenimlerimi paylaşayım dedim.

Belgeselin başlangıcındaki girizgah, kullanılan başarılı estetik tekniğe rağmen siyaseten oldukça falsolu ve belgesel için eğreti kaçmış. RedHack‘in ve hatta Anonymous‘un pratiğini 20. yüzyıl tarihine dair bir sol siyasi anlatı ile bağlama oturtmaya çalışıyor. Ne var ki iflas etmiş “eski sol”cu marxist-leninist anlatıya dayanan (Stalin güzellemesi dahil) bu başlangıç hem politik olarak utandırıcı hem de insana beş dakikaya sıkışmak durumunda kalmış bu derece geniş bir arka plan anlatısına gerek var mıydı diye sordurtuyor.

Neyse ki film esas konusuna yani RedHack’in ve yer yer Anonymous ve diğer hacktivism eylemleri ve bilgi özgürlüğü mücadelerine geldiğinde tat vermeye başlıyor. RedHack’in ve benzeri grupların hali hazırda devlet ve büyük şirketlerin lehine olan bilgiye sahip olma konusundaki eşitsizliğe karşı bir tepki olma nitelikleri, hedef alınan kurumların nasıl seçildiği ve eylemlerinin amaçları dürüst bir şekilde aktarılıyor. 2011’deki büyük bir katılım ile geçen çok başarılı “İnternet’ime Dokunma!” eylemine yer veriliyor, toplumdaki daha geniş sosyal adalet arayışları ile bağlantılar kuruluyor.

RedHack’in marxist, sosyalist duruşu, filmde oldukça açık bir şekilde ifade ediliyor. Bu noktada ilginç bulduğum bir şey var. Film, ve aslında RedHack’in kendisi oldukça sistematik bir ideolojiye referansla hareket etse de, eylemsel ve fikirsel akrabalık içinde olduğu Anonymous grubu siyaseten oldukça amorf bir oluşum. Aynı şekilde filmde bahsi geçen bilgi adaleti ve bilişim özgürlüğü konusunda faaliyet göstermiş Julian Assange (İngiltere’deki Ekvador konsolosluğunda mahsur durumda) ve Aaron Swartz (baskılara dayanamadı ve intihar ederek öldü) gibi aktivistler de sosyalist bir ideolojiden çok özgürlükçü eğilimlere sahip. Pratiklerdeki ve fikirlerdeki yakınlığa karşın ideolojik ifadeler düzeyindeki bu farklılık, tıpkı filmin girişine yaptığım eleştrideki gibi, RedHack’in de aslında kendisini belki yine halktan ve özgürlükten yana, ancak farklı bir dil ve imaj ile sunmasının daha uygun ve güncel olabileceğini düşünmeme neden oluyor.

Film boyunca RedHack’in çizgisini temsil eden yüzü maskeli konuşmacılara ek olarak, Özgür Uçkan gibi akademisyenler, Alper Taş gibi solcu siyasetçiler ve hukukçuların yorum ve ifadeleri belgesele yön veriyor. İşlenen önemli fikirler arasında Red Hack’in eylemlerinin terör değil bilişim suçu olarak görülebileceği (ancak devletin ısrarla tüm muhaliflere yaptığı gibi terörist damgalamasında ısrarı) ve bu eylemlerin yasadışı olsa bile meşru olduğu ve kamuoyundaki desteğinin yüksek olduğu vurgusu var.

Ayrıca, filmi izlediğimde hayret ederek öğrendim ki “CyberWarrior Akıncılar” adlı bir hükümet yanlısı hacker grubuna devletten ödül bile verilmiş! Demek ki aynı eylemler, iktidara karşı olunca terör suçu, iktidar yanlısı olunca madalyalık olabiliyormuş.

Son olarak, Reyhanlı’daki patlamalarla ilgili devletin hoşuna gitmeyen bazı belgeleri RedHack’e sızdırdığı iddia edilen, Türkiye’nin Chelsea (Bradley) Manning‘i konumundaki er Utku Kalı‘nın durumuna dikkat çekmek istiyorum.

1 saat 6 dakika uzunluğundaki RED! filmini, Bağımsız Sinema Merkezi’ndeki sayfasından izleyebilirsiniz.