Ezberlemeniz Gereken Herşey İçin: Anki

anki

Anki ezberlemeniz gereken şeyleri öğrenmenizi sağlamak için yaratılmış açık kaynak kodlu özgür bir yazılım. “Flashcard” mantığına dayanan sistemi oldukça basit: Ezberlemek istediğiniz kartlardan oluşan desteleri (deck) web’den indirerek veya kendiniz yaratarak Anki’ye yüklüyorsunuz. Çalışmak istediğiniz desteyi açtığınızda Anki size ezberlemeniz gereken kelime veya bilginin olduğu kartları sırayla gösteriyor. Bir kart açıldığında siz içinizden doğru cevabı düşündükten sonra tıklıyorsunuz ve cevabı gösteriyor. Cevabı gördükten sonra, kartın zorluğu hakkında bir rating veriyorsunuz. Zordan kolaya doğru “again”, “hard”, “good” veya “easy” tuşuna basıyorsunuz. Buna göre Anki en çok zorlandıklarınızı en kısa sürede olmak üzere tekrar önünüze getiriyor, ta ki günlük kart kotanızı tatmin edici şekilde tamamlayana kadar. Bu şekilde Anki’nin algoritması size bilemediğiniz ve zorlandığınız kartları daha sık sorarak, desteleri zamana yayılan bir çalışma programı içerisinde siz öğrenene kadar tekrarlatıyor.

decks

card

Anki, Windows, Mac ve Linux için ücretsiz. Böyle bir yazılım elbette telefonlar için de çok uygun. Yolculuk gibi ölü zamanlarda kısa süre çalışıp bırakmak için ideal. Senkronizasyon özelliği sayesinde çeşitli bilgisayarlar ve aletler arasında kaldığınız yerden çalışmaya devam edebiliyorsunuz. AnkiMobile ismindeki iPhone versiyonu ücretli, Android için olan AnkiDroid ismindeki versiyon ise ücretsiz durumda. Hatırlatayım, Anki açık kaynak kodlu olduğundan, ileride birisinin resmi olmayan bir iPhone versiyonu yapıp ücretsiz sunmasının önünde herhangi bir engel yok.

Özellikle dil öğrenirken kelime ezberlemekte kullanılan Anki, başkentler, trafik plaka imleri veya telefon kodları ezberlemek gibi işler için de kullanılabilir.

Anki basit bir program olsa da ona gücünü veren insanların hazırladığı ve ücretsiz indirilebilen destelerin zenginliği. Bunlara “shared deck” yani paylaşılan desteler deniliyor. Kendi yarattığınız desteleri paylaşarak, Anki camiasına siz de katkı verebilirsiniz. Anki’nin paylaşılan desteleri, tıpkı Wikipedia gibi, insanların herhangi bir ticari ürün veya devlet kurumunun aracılığına ihtiyaç duymadan birbirlerinin eğitimine destek vermelerine güzel bir örnek teşkil ediyor.

Masaüstü Linux’un Durumu #2 – Steam Linux’u Kral Yapabilir mi?

steamlinux

“Masaüstü Linux’un Durumu #1 – Problem Nerede?” başlıklı önceki yazımda Linux’un masaüstündeki makus talihine değinmiş ve çözüm için hayati noktanın Linux’ta her yazılımı (veya muadilini) bulabilmek olduğunu iddia etmiştim. Linux’ta bulamadığımız yazılımlar içinde oyunlar büyük yer tutuyor, hatta yazılımlar probleminin yarısı oyunlar diyebilirim. Bu yazıyı yazma sebebim 2012-2013’te bu alanda önemli bir gelişme yaşanması ve Valve Software’in, kendi dijital oyun dağıtım platformu olan Steam’in Linux versiyonunu çıkarması. Valve artık oyunlarının Linux versiyonlarını da Steam üzerinden sunuyor. Bununla kalmayıp Linux’u geleceğin oyun platformu olarak ön plana çıkarmaya başladı ve bir de 2013 sonlarına doğru detayları belli olacak “Steam Box” adı verilen Linux bazlı bir konsol çıkaracağını duyurdu. Tüm bu gelişmeleri heyecan verici buluyorum ve Linux’un masaüstünde güçlenebilmek için şu ana kadar eline geçirdiği en büyük fırsat olduğunu düşünüyorum.

Önce Valve’den bu hamle niye geldi onu anlayalım. İşin özeti, Valve’in Microsoft’tan ürkmesidir.

Valve Software’in lideri Gabe Newell, Windows 8 ile birlikte  Microsoft’un satışı yapılan her programdan pay alacağı, “Windows Store” adında, Apple’ınkine benzer bir “AppStore” modeline doğru kayacağı öngörüsünde bulundu ve bunun “PC alanındaki herkes için bir facia” olduğunu açıkladı. Kendi başarılı oyun dağıtım platformu olan Steam‘in Windows Store tarafından ekarte edileceğinden, yani insanların artık Steam yerine Windows Store’dan oyun satın almaya yönlendirileceğinden endişelendi. Microsoft, gelecekte Steam’in Windows Store’da yer almasına izin vermeyebilir veya Steam’e izin vermek için Steam üzerinden satılan oyunlardan kendisine de pay talep edebilir. Bu endişe karşısında çare olarak Valve, Linux’a sarıldı.

Söz konusu gelişmenin sıradışılığına dair bir ipucu: Valve’in Linux’a yöneleceği konusundaki gelişmeleri Phoronix adlı Linux haber sitesi 2012 başlarında duyurduğunda, inanmayanlar çoğunluktaydı ve site ile dalga geçildi. Ancak haber doğruydu ve Steam’in Linux versiyonunun Ekim 2012’de betası, Şubat 2013’te de kararlı sürümü geldi. Valve bu aralar kendi oyun kataloğunun tamamını Linux’a geçirmekle meşgul.

valvegames

Peki, Steam Linux’a geldiğinden beri masaüstü Linux kullanıcıları tarafından ne kadar ilgi görmüş? Bunu öğrenmek için aylık Steam Hardware Survey’e bakalım.

Tüm Kullanıcılar İçindeki Pay

Steam Kullanıcıları İçindeki Pay

Steam’deki Oyun Sayısı

Windows

%92

%94,50

1900

Mac

%7

%3,75

400

Linux

%1

%1,75

100

İlk bakışta Steam kullanıcılarının işletim sistemi tercihlerinin genel kullanıcı tercihlerine yakın olduğunu görüyoruz. Windows, oyunlar alanında, genel piyasada olduğundan bile daha egemen. Mac oyun dünyasında genel piyasada olduğundan daha zayıf. Linux kullanıcılarının ise, iki değer karşılaştırıldığında %75’lik fark ile oyunlara ilgililerinin yüksek olduğunu görüyoruz. Tabloya bakarken düşünülmesi gereken önemli bir nokta da şu ki, Steam’de şu anda Windows için 1900, Mac için 400, Linux için ise 100 civarında oyun var. Bu fark dikkate alındığında Linux kullanıcılarının Steam’e olan ilgisinin az oyun sayısına rağmen yüksek olduğu sonucuna varabiliriz. Linux’taki oyun sayısı arttıkça Steam kullanıcıları içinde Linux’çuların payının artacağını bekleyebiliriz.

Buraya kadar Linux’un Steam için ne yapabileceğini konuşmuş oldum. Aslında daha önemli olan Steam’in Linux için ne yapabileceği. Öncelikle belirtmeliyim ki Steam yazılımının kendisi kapalı kaynak kodlu bir yazılım ve dağıttığı oyunların hemen hepsi de aynı şekilde kapalı kaynak kodlu. Steam aynı zamanda light bir tür DRM (Digital Rights Management) uygulaması yani kullanıcının yazılım üzerindeki haklarını “yöneten” yani kısıtlayabilen bir sistem (boşuna Digital Restrictions Management demiyorlar). En basitinden, Steam üzerinden satın aldığınız bir oyunu başkasına ikinci el olarak satamazsınız. Oyunlarınızı offline oynamaya izin var ama bunun için önce bir iki güncelleme, ayar gibi taklalar atmanız gerekebilir. Steam’deki bu negatif özellikler, oyunların bir kısmının ayrıca kendi DRM zımbırtılarına ek olarak mevcut. Bu yönden bakınca Steam kendi içinde özgür yazılım için doğrudan hiç bir kazanım sağlamıyor.

Steam’in özgür yazılıma olan yararları dolaylı. Bunlara liste halinde bakalım.

  1. Steam, Valve oyunlarını getirerek Linux’un bir masaüstü işletim sistemi olarak işlevliliğini arttırıyor.
  2. Steam’in Linux’ta çalışması (ve yakında Steam Box), tanınan bir platform sunarak diğer oyun firmalarının da Steam üzerinden Linux’a oyun getirmesini teşvik ediyor.
  3. Valve, oyunlarının Linux’ta daha iyi çalışması için Intel, Nvidia ve AMD gibi GPU üreticileri ile işbirliği yaparak Linux GPU sürücülerinin gelişimini hızlandırıyor. Özellikle Intel örneğinde Linux sürücüleri açık kaynak kodlu olduğu için işbirliği yüksek ve ileride CPU’ya entegre Intel GPU’lar güçlendikçe bunun önemi artacak.
  4. Valve, oyunların tüm platformlarda çalışabilmesi için gereken OpenGL’i ön plana çıkararak Microsoft’un DirectX’e dayanan tekelini kırmaya yardım ediyor (DirectX sadece Windows ile çalışıyor).
  5. Steam’in Linux’a gelmesi Linux’un prestijini arttırıyor ve performansını tanıtıyor.

Valve’in Linux’a yönelişi gösterdi ki açık kaynak koduna dayanan en önemli işletim sistemi olan Linux, yakında yazılımların serbestçe kurulabilmesi anlamında da tek açık platform olarak kalabilir. Microsoft ve Apple’ın satılan her programdan pay aldığı (veya yakında alacağı) tekelci işletim sistemi ve AppStore modelleri kendilerine uymayan yazılım geliştiricileri için Linux güvenli liman olmaya aday. Oyun dünyasının tanrılarından olan ve ticari ömrü doldukça eski id Software oyunlarını açık kaynak kodlu hale getirmesiyle sevilen John Carmack, oyunların Linux’ta ticari başarı yakalayabileceğine inanmadığını söylemişti. Valve’in Gabe Newell’ı bu konuda farklı düşünüyor olmalı. Kimin haklı çıkacağını önümüzdeki birkaç yıl içinde göreceğiz. Belki de sonunda şaka gerçek olur ve 2014 ileride “Masaüstünde Linux’un Yılı” olarak anılır. İnşallah.

Masaüstü Linux’un Durumu #1 – Problem Nerede?

gnulinuxHerkesin katkısına ve ücretsiz kullanımına açık özgür işletim sistemi GNU-Linux‘un tarihi 1983’te Richard Stallman‘ın Unix’in yerine geçecek özgür bir sistem yaratmak için GNU projesini başlatmasına dayanır. 1991 yılında Linus Torvalds‘ın GNU işletim sistemi projesi için yazdığı Linux çekirdeği dahil edilince GNU-Linux, veya kısaca Linux ortaya çıkmış oldu. Linux kısa sürede her türlü sunucuda yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Linux, süper bilgisayarlar alanında da tamamen egemen durumda. Son yıllarda, mobil bilgisayarlar (telefonlar, tabletler) büyük popülerlik kazanınca, bu alanda da Google’ın açık kaynak kodlu Android-Linux işletim sistemi ile Linux önemli yer tutar hale geldi.

Linux’un bu başarı öyküsündeki önemli eksiklik masaüstü, yani desktop ve laptop bilgisayarlar oldu. Ortaya çıkışından 20 yıl sonra, Linux bu alanda popülerlik olarak hala dipte ve yerinde sayıyor.

Masaüstü (Desktop + Laptop) bilgisayarlarda işletim sistemi kullanım oranları (Mart 2013):

  1. Windows %92
  2. Mac %7
  3. Linux %1

Linux’un masaüstünde neden arzulanan patlamayı gerçekleştiremediğine dair seneler boyu çok kafa yoruldu ve bu durumu değiştirmek için bir çok girişim önerildi veya denendi. Bir süre kullanım kolaylığının arttırılmasına vurgu yapıldı ve sıradan insanların kullanabileceği, komut satırına dokunmayı gerektirmeyecek Linux dağıtımları (çeşitleri) üretilmesi ön plandaydı. Bu amaçla 1996’da KDE ve 1999’da GNOME gibi masaüstü ortamları yaratıldı ve bu ortamları kullanan dağıtımlar kullanım kolaylığı konusunda önemli yol aldı. Fedora, OpenSUSE, Mageia, ve Türkiye merkezli Pardus gibi dağıtımlar belli bir popülerliğe erişti. Kullanım kolaylığı misyonuna en çok vurguyu yapan dağıtım ise şüphesiz Ubuntu oldu. 2004 yılında iddialı bir şekilde ortaya çıkan Ubuntu’nun arkasında Mark Shuttleworth’ın Canonical şirketi vardı ve Linux’u masaüstünde “başarmak” için her türlü deneyi yapmaya hazırdı. Kurulum kolaylığını arttırmaktan tutun özgür olmayan codec ve cihaz sürücülerinin kurulum sonrası tek tıkla dahil edilebilmesi gibi hamlelere kadar bir çok çabası oldu Ubuntu’nun. Ciddi bir pazarlama ve imaj oluşturma gayretine de giren Ubuntu, kimi zaman yeni ilgilenenler için Linux ile eş anlamlı algılanır oldu. 2011’den itibaren Unity adlı arabirime geçiş yaparak mobil trendini kovalamayı deneyen Ubuntu, tüm hamlelerine rağmen çok bir şey değiştirebilmiş değil. Bu aralar Ubuntu’nun popülerlik tahtını Mint sallıyor.

Linux sevdalıları, kimi zaman kendi çabalarından çok, uygun dış etkenlerin oluşmasından da medet umdu. 2006 yılında açık kaynak kodu hareketinin ağır toplarından Eric Raymond bir “Dünyayı ele geçirme planı” yayınladı. Bu plana göre işletim sistemlerinde 64-bit’e geçiş kapıdaydı ve Microsoft’un elinde hala son kullanıcılar için düzgün bir 64-bit işletim sistemi yoktu. Bu Linux için tek fırsattı ve en geç 2008’de dananın kuyruğu kopabilirdi. 2007 civarında herkes, Windows Vista’nın “fail” durumu nedeniyle Windows XP kullanıcılarının Linux’a göç edeceğini umdu. Birden bire popüler hale gelen Netbook’ların bazılarında Linux gelmesi bu umutları arttırdı. Ancak işler pek umulduğu gibi gelişmedi. Microsoft, 2009’da Windows 7 ile hem beğenilen hem de 64-bit versiyonu ilk tercih olan bir işletim sistemi ortaya çıkarmayı başardı. Üstüne Windows XP’nin de ömrünü uzattı ve Netbook’larda varsayılan sistem olarak gelmesini sağladı. Linux yine masaüstünde marjinal kaldı.

Yıllar içinde Linux’un neden masaüstünde yaygınlaşamadığına dair çok fikir ve eleştiri sunulmuştur. Dağıtım sayısının çokluğundan doğan karışıklık, bazı donanımların desteklenmemesi veya eksik desteklenmesi, Windows’un satılan bilgisayarlarla beraber gelmesi, Linux kullanıcılarının (varsayılan) ideolojik katılığı veya yeni kullanıcılara karşı elitizmi gibi faktörler bunlardan bazıları. Benim bu konudaki görüşüme göre ise, bir çok programın ve oyunların çoğunun Linux versiyonlarının olmaması bunların hepsinden daha önemli bir problem. Windows yazılımlarının Linux üzerinde çalışmasını sağlayan WINE önemli ve saygı duyulası bir çaba olmasına rağmen yeterli değil. Yazılımsal bir sanal makine yaratıp Linux altındaki bir pencere içinde Windows veya diğer işletim sistemlerini kullanmayı sağlayan Virtualbox gibi çözümler de temel problemi gidermiyor çünkü yine Windows’un ve ihtiyaç duyulan programın Windows versiyonunun mevcut olmasını gerektiriyor.

Eğer Linux masaüstünde yol alacaksa, Windows altında popüler olan yazılımların ya çok sağlam muadilleri olmalı ya da bu yazılımların Linux versiyonları çıkmalı. Programlar konusunda gözüm özellikle profesyonel kullanıcıların vazgeçemediği Adobe’nin uzun ürün listesinde. Öyle ki Microsoft, Windows dünyasının Sauron’u ise, Adobe de Saruman’ı, ve Sauron’u tahttan indirmenin yolu, önce Saruman’ı alaşağı etmekten geçiyor. Oyunlar, Windows’un diğer fethedilmesi gereken kalesi. Bilgisayar kullanıcılarının çok büyük bir kısmı, en az bir Windows oyununa sarmış durumda oluyor ve bu Linux’a göç etmeyi engellemeye yetebiliyor. Demek istediğim, eğer kullanıcı ihtiyaç duyduğu yazılımı veya bir muadilini Linux’ta bulamıyorsa, geri kalan kullanım kolaylığı, dağıtım tercihi, performans gibi noktalar detay olarak kalıyor. Mesela benim de takıntılarımdan biri, Linux’ta font’ların çirkin olduğunu düşünmem, ancak bu Linux’u kullanmayı engelleyen bir şey değil. Yazılım yelpazesi tamamlandığı takdirde, diğer tüm problemlerin zamanla büyük bir zorluk yaşanmadan aşılacağına inanıyorum.

Sene 2013 ve yine Windows 8’in yeni arabiriminin beğenilmemesi nedeniyle çuvallamasından medet umuyoruz. Ancak bu sefer, bir fark var: Steam. Steam, Linux’un oyunlar problemini çözme potansiyeli barındırdığı için bu sefer işler farklı olabilir. Steam’in Linux için ne yapabileceğine dair görüşlerimi, Steam’in doğrudan ve dolaylı etkilerinin neler olabileceğini serinin ikinci yazısında paylaşacağım.