Özgür Yazılım ve Linux Günleri 2013

oyg

Linux Kullanıcıları Derneği ve Bilgi Üniversitesi tarafından senede bir düzenlenen Özgür Yazılım ve Linux Günleri’nin 2013 programı belli oldu. 5-6 Nisan tarihlerinde gerçekleşecek bu buluşma, Türkiye’deki en büyük özgür yazılım etkinliği, kamuya açık ve ücretsiz. Benim gibi olayın programlama ve teknik yönünden çok toplumsal özgürlük yönü ile ilgilenenler için dikkatimi çeken ve dinlemeyi düşündüğüm sunumlar şunlar :

  • TÜBİTAK-ULAKBİM Misyonu : Özgür Yazılımların Yaygınlaştırılması Ahmet Kaplan

“Özgür Yazılımların yaygınlaştırılması ve ULAKBİM’in rolü, stratejik alanlar ve sağlanacak teşvikler, Pardus : Yapılan çalışmaların değerlendirilmesi ve yol haritası.”

Bu sponsor sunumu Pardus‘un günümüzde içinde olduğu belirsizlik ve bölünmüşlüğün kurumsal faili diyebileceğimiz Tübitak-Ulakbim’in konuya resmi bakışını yansıtacak. Bir “Ulusal Dağıtım” olma yolundaki serüveni 2005 yılında başlayan bildiğimiz anlamdaki Pardus, Ocak 2012’de maaşlı çalışan kadrosunun işlerine son verilmesiyle damdan düşmüş kediye döndü. Eğer bu dönemden kalan klasik Pardus’u kullanmak isterseniz son kararlı sürümü 2011 Eylül’de çıkan 2011.2 sürümü. 2012 yılı Pardus açısından belirsizlikler ve tepkiler ile dolu kayıp bir yıl oldu. 2013’te Pardus 2011.2’yi baz alıp çatallayarak geliştirmeye devam etmek isteyen iki farklı gönüllü grup ortaya çıktı. Bunlardan biri olan Pardus-Anka grubu, Pardus-Anka-2013-Alpha isminde bir deneme sürümü duyurdu. Diğer bir grup ise Pisi Linux adı altında bir araya gelmiş durumda ancak henüz bir sürüm duyurmadılar. Bu iki gönüllü ekip arasındaki ayrılığın sebebi benim için belirsiz. Bu sırada Tübitak-Ulakbim yeni bir grup geliştirici ile Pardus 2013 sürüm ismiyle Debian bazlı yeni bir Pardus işletim sistemi duyurdu. Bu işletim sistemi Debian’ı baz alarak 2005-2011 arasındaki Pardus adına yapılan üretimi bir kenara bırakmış oluyor. Ahmet Kaplan’ın bu yeni Pardus’tan bahsedeceği sunumunu eleştirel bir merak ile izleyeceğim.

  • Oytun Eren Şengül, Yekta Leblebici: Tizen ile Mobil Yaşam

“Linux Foundation’ın mobil alanda hayata geçirdiği yeni projesi Tizen’i genel hatlarıyla açıklanacağı, geliştirici araçlarının ve imkanlarının neler olduğundan bahsedileceği, çok çeşitli kullanım alanlarından ve şimdiye kadar geliştirilen projelerden örnekler verilerek bu yeni platformun tanıtılması planlanmaktadır. Türkiye’de yapılacak çalışmalardan ve Tizen’i geliştiren firmalarla birlikte ne gibi olanakların oluşabileceğinden de bahsedilerek, Tizen oluşumunun Türkiye ayağının tanıtımı ve geliştirilmesi için yapılacaklardan bahsedilecektir. Ayrıca Linux Foundation’ın Tizen’e bağlı diğer yeni projeleri de sunumda bahsedilecektir.”

Mobil işletim sistemleri alanında birkaç yıldır Android’e alternatif olmayı amaçlayan açık ve kapalı kaynak kodların bir kombinasyonundan oluşacak bir sistem yaratmak yönünde düşe kalka ilerleyen bazı çabalar var. Önce Nokia’nın Maemo‘su Intel’in Moblin‘i ile birleşerek 2010’da Linux Foundation çatısı altında MeeGo‘yu oluşturdu. MeeGo’nun geliştirilmesi de 2011 yılında durdu ve onun yerine Samsung’un Bada‘sı ile birleşerek 2012’de Tizen projesine dönüştü.  Bu sunumda bugünlerde Intel ve Samsung’un başını çektiği Tizen mobil işletim sistemininde hayat olup olmadığını anlamaya çalışacağım.

  • OpenStreetMap Korsanların Açık Haritası Onur Güngör, H. Can Ünen, Orkut Murat Yılmaz

“OpenStreetMap adındaki özgür sokak haritası projesi, biz korsanların kendi haritamızı hep beraber yapmamıza olanak tanıyor. Özgür değil beleş olan diğer çevrim-içi haritaların sunmadığı görsel haritanın altyapısı olan veriyi de sunan OpenStreetMap, verinin özgürleştirilmesi yönünde atılan önemli bir adım. Bu seminerde OpenStreetMap’i enine boyuna tartışacağız, diğer çevrim-içi haritalarla karşılaştırıp, nasıl katkıda bulunulabileceğini anlatacağız.”

Online ansiklopedi alanında Wikipedia neyse, online harita alanında da OpenStreetMap odur. Bir milyona yakın katkıcının elbirliğiyle oluşturduğu OSM, son derece başarılı bir sistem ve Google Maps gibi sistemlere güçlü ve özgür bir alternatif sunuyor. OSM’ye katkı vermek Wikipedia’ya katkı vermekten biraz daha incelik gerektiriyor ve bu sunumun OSM’ye katkı vermek konusunda istekli olanlara yol göstereceğini umuyorum. Hevesle izleyeceğim.

  • Kamu İhale Şartnameleri ve Özgür Yazılımlar Arasındaki Uyum(suzluk)lar Erek Göktürk

“Bu seminerde, kamu ihalelerinde ortaya konan şartnamelerin özgür yazılımlar ile uyumlu ve uyumsuz olduğu noktalardan örnekler verilerek, kamu ihaleleri için özgür yazılım temelli çözümler geliştirilmesinin önünü açmak için yapılması gereken çalışmalar hakkında fikirler sunulacaktır. Seminerin amacı o veya bu kurumu yermek değil, özgür yazılım temelli çözümlerin kamuya ekonomik ve toplumsal faydaları olduğu varsayımından yola çıkarak özgür yazılımların kamu projelerinde kullanımının arttırılması için farkındalık yaratmaktır.”

İlk bakışta sıkıcı olabilir gibi gözüken bu sunum aslında çok önemli bir konuya eğiliyor. Özgür yazılımlar gerçekten de lisansları itibariyle kimsenin özel mülkiyeti olmadığı, kamunun ortak malı olduğu için üretilmeleri doğrudan kamu yararı teşkil eder. Özgür yazılımlar ücretsiz ve geliştirilmeye açık olduğu için mantıken kamu yararını gözetmesi gereken devlet kurumlarının ilk tercihi olmalıdır.

  • Firefox OS: Full Web On Your Mobile Device Brian King

Tizen gibi bir başka mobil işletim sistemi girişimi olan Firefox OS da bu sunumda anlatılacak. Etkinliğin “yıldız konuşmacısı”nı dinlemek keyifli olacaktır.

Rockbox 3.13 ile Dijital Medya Çalar’ınıza Opus desteği

RockboxlogoRockbox, taşınabilir dijital medya çalarlar için yazılmış bir özgür ve açık kaynak kodlu işletim sistemi. Rockbox’ı barındıran custom firmware cihaza kurulduğunda orijinal işletim sisteminin yanına yerleşiyor (beğenmezseniz açılış sırasında bir tuşa basarak orijinali kullanmaya devam edebiliyorsunuz). Archos, iriver, Apple, ve Sandisk gibi popüler markaların modelleri dahil çok sayıda cihazı destekleyen Rockbox’ı tercih etmek için birçok sebep var. Bunların başında cihazınızın artık firma tarafından güncellenmemesi, veya Rockbox’ın orijinal işletim sistemlerinde bulunmayabilen çok sayıdaki özelliği geliyor. Bu özellikler “Neden Rockbox” başlığı altında sitede listelenmiş. Kanımca bu listenin en ilgi çekicileri şunlar:

  • Özgür codec’ler olan Opus ve FLAC gibi en iyilere ek olarak neredeyse tüm codec’lerin desteklenmesi (Vorbis, AAC, HE-AAC diğer ilgi çekici codec’ler)
  • Şarkılar arasında boşluk bırakmadan çalma anlamına gelen Gapless özelliği. (Birçok albümde şarkılar bu şekilde dinlenmek üzere düzenlenmiş oluyor)
  • Metin dosyası gösterebilme özelliği (Şarkı lyric’lerini göstermek için kullanılabiliyor)

Not: Bazı efsanelerin aksine, “daha iyi ses kalitesi” bu özelliklerden bir tanesi değil. Ses kalitesi değişmeyecektir.

Bir Sandisk Sansa Clip+ sahibi olarak, Rockbox’ın 3.13 versiyonunun çıkması ile ben de Rockbox’a geçmeye karar verdim. Gapless özelliği bir süredir cezbediyordu, bu versiyonla Opus desteğinin de eklenmesi beni ikna etti.

Kurulumu, otomatik kurulum yapan Rockbox Utility ile şu aşamalardan geçerek yaptım:

  1. Cihazın üzerindeki ayarlardan “USB Mode’u” “MSC” olarak ayarladım.
  2. Cihazı USB portuna taktım.
  3. Rockbox Utility’i açtım. Autodetect ile cihazı buldurmayı denediğimde program çöktüğü için Device’ı (Sansa Clip+) ve Mountpoint’ı (cihazın sürücü harfi) el ile seçtim.
  4. Ek font, tema ve oyun seçenekleri ilgimi çekmediği için bunların yanındaki onay işaretlerini kaldırdım.
  5. Install’a tıkladığımda orijinal Sansa firmware’ini talep etti, Sansa’nın forum sitesinden indirip .zip dosyasını açtıktan sonra söz konusu .bin dosyasını Rockbox Utility’e gösterdim.
  6. Rockbox Utility Rockbox 3.13 firmware’ini otomatik olarak indirip kurulumu tamamladı.
  7. Rockbox Utility içinden “Eject” tuşuna bastım.
  8. Cihazı USB portundan çıkardım.
  9. Cihazın ekranında “firmware upgrade in progress” yazısı belirdi ve bir süre sonra “upgrade completed” yazdı ve cihaz kapandı.
  10. Cihazı tekrar açtığımda Rockbox ile açıldı.

Rockbox’ın arabirimi oldukça detaylı ve özellikleri fazla olduğu için başta karışık geldi. Ayrıca bazı tuşların işlevleri de değişmiş oluyor. Ancak kullanım kılavuzuna bir iki baktıktan sonra pek bir zorluk çekmedim. Eğer Rockbox’ın desteklediği bir “mp3 çalar”a sahipseniz gelişmiş özellikleri nedeniyle Rockbox yüklemenizi tavsiye ediyorum.

BTK 2012 4. Çeyrek Verileri

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), Türkiye’de internet pazarına dair 2012-4 raporunu yayınladı. Geçen ay BTK’nın 2012-3 raporuna dayanarak Türkiye’de internet servis sağlayıcıları alanındaki duruma dair yazdığım yazıda, sektördeki rekabet yokluğu ve TTNET’in tekel konumundan bahsetmiştim. Servis sağlayıcı seçemediği gibi bağlantı çeşiti de seçemeyen kullanıcıların ezici çoğunluğunun TTNET DSL kullanmak dışındaki tek seçeneği gerçek bir alternatif olmayan cep telefonu üzerinden internet (3G). Son raporda dikkatimi çeken bir iki veriyi paylaşmak istedim:

btk1

Çizelgelerde görüldüğü gibi DSL 6.5 milyon abone sayısı ile doyuma ulaşmış durumda. DSL’in eski ve öksüz alternatifi Kablo İnternet de 0.5 milyon ile yerinde sayıyor. MetroNet firmasının sunduğu elektrik hatları üzerinden sağlanan BPL bağlantısı da 40 bin kullanıcıda sabitlenmiş. Sektörde ilgi çekici tek şey Fiber’in nispeten hızlı yayılarak son bir yıl içinde onbeş yıllık Kablo İnternet’i sollaması. BTK raporunda dikkatimi çeken aşağıdaki iki çizelge Kablo İnternet’in bu büyüme özürlü durumuna ışık tutuyor:

btk3

btk2İşte size bir eğlence: resimde %6,4 kullanım payı ile Türkiye’deki yegane Kablo İnternet satıcısı olan TürksatKablo firmasını bulunuz. TürksatKablo, İSS pazar paylarını gösteren çizelgede ilginç bir şekilde yer almıyor. Bulmacanın cevabı şu ki, TürksatKablo’nun %6,4’ü, TTNET’in %81,3’ünün içinde gizli! Bağlantı tiplerine göre yapılmış üstteki çizelgede TTNET DSL %73,6 ile Kablo’nun %6,4’ünü toplayınca %80 yapıyor. Alttaki çizelgede görülen TTNET’in %81,3’lük toplam oranına oldukça yakın. Aradaki küçük farkın izahatı da, muhtemelen TTNET’in Fiber ve Diğer kalemleri altındaki hizmetlerinden oluşuyor. Ben bundan TürksatKablo adlı firmanın aslında TTNET’in bir parçası olduğunu, rekabet eden ayrı bir firma olmadığı sonucuna vardım. Türk Telekom 2005 yılında özelleştirildiği zaman Kablo İnternet hizmetlerini devralan TürksatKablo firması, belli ki TTNET ile rekabet etmemeye “ayarlanmış”. Dolayısıyla piyasada TTNET’in tek gerçek rakibi %8,9 paya sahip Fiber İnternet hizmetiyle Superonline (Turkcell). TürksatKablo danışıklı, Doğan TV Digital (D-Smart) dahil “Diğer DSL ISS’ler” al-satçı, Metronet de çok küçük. Bu durumda, daha önce oligopoli olarak adlandırdığım piyasaya düopol demek daha doğruymuş.

Jitsi 2.0, Açık Protokoller, Federasyon ve İletişim Güvenliği

jitsilogoLGPL lisanslı özgür bir yazılım olan Jitsi (eski ismiyle SIP Communicator) zengin özellikli evrensel bir IM (Instant Messaging) ve VOIP (Voice over IP) yazılımı. İstediğiniz sayıda hesaba Jitsi üzerinden aynı anda bağlanabiliyorsunuz. SIP, XMPP, Google Talk (XMPP bazlı), Facebook Chat (XMPP bazlı), MSN, Yahoo, AIM, ICQ gibi piyasadaki neredeyse tüm protokolleri çeşitli derecelerde destekliyor. Bu listedeki dikkat çekici eksiklik karmaşık kapalı yapısı nedeniyle Skype. Skype desteğini özgür yazılım dünyasına reverse-engineering yöntemi ile getirme çabaları henüz arzulanan sonucu vermedi.

Seneler boyu çeşitli ticari firmaların çıkardığı kendilerine has, kapalı ve birbirileriyle uyumsuz protokoller internette anında iletişim alanında bir kaos yarattı. Bu protokollerden bazıları çeşitli sebeplerle zaman içinde kimsenin kullanmadığı nostaljik şeyler haline geldi ve el değiştirdi. Önce AOL’in, sonra Mail.ru’nun eline geçen ICQ bunlara iyi bir örnek. Amerika’da bir zamanlar çok sayıda kullanıcısı olan AOL’in AIM’i gibi kimi protokoller de dünyanın sadece bazı bölgelerinde popüler olup kaybolmuş durumda. Microsoft’un halk arasında MSN olarak bilinen Live Messenger’ı da (eski ismi MSN Messenger) Microsoft’un Skype’ı satın alması ile ömrünü sonlandırmak üzere. Microsoft bugünlerde MSN kullanıcılarını Skype’a aktarmakla meşgul. Zaman zaman bu farklı kapalı protokollere bağlı kullanıcıların birbiriyle konuşabilmesi de denenmiş fakat sonuçlar pek müspet değil. Örneğin Yahoo Chat MSN ile, AIM ICQ ile bir ara konuşabiliyordu fakat şu anda bu özellikler çalışmıyor. Ticari iletişim adacıklarının fani dünyası..

xmppBu çok sayıdaki özel protokol karambolunden kurtulmak için, açık standartlara dayanan ve federasyon özelliği olan protokoller kullanılmalı. Federasyon özelliği demek, söz konusu standardı destekleyen herhangi bir servis sağlayıcıdaki kullanıcının, bir başka servis sağlayıcıdaki kullanıcı ile konuşabilmesi demek. Tıpkı email gibi. Nasıl ki email’in federe yapısı sayesinde ahmet@hotmail.com’dan ayse@gmail.com’a rahatlıkla email atılabiliyorsa, anında iletişim alanında da hedef bu olmalı. Şu ana kadar ne yazık ki ticari servis sağlayıcılarının kendi “duvarlı bahçe“lerini yaratıp kullanıcıları bunların içine hapsetme sevdası nedeniyle bu mümkün olmadı. İşte SIP ve XMPP (eski ismiyle Jabber) protokolleri, bu özgürlüğü sağlamayı amaçlayan açık ve federe protokoller. SIP, gelişimi itibariyle VOIP yani internet telefonları aracılığıyla sesli görüşmeler yapmaya odaklıyken XMPP ise daha çok yazılımlarla anında mesajlaşma yapma odaklı geliştirilmiştir.

Jitsi’nin tüm gücünü kullanmanız ve iletişim özgürlüğünüz için bir XMPP hesabı açmanızı şiddetle öneriyorum. XMPP hesabınızı istediğiniz bir XMPP servis sağlayıcısından açabilirsiniz; Jabber.org veya Jit.si gibi. Ayrıca, açık standart olması nedeniyle, eğer Jitsi’yi beğenmiyorsanız çok sayıdaki alternatif XMPP yazılımından birini de seçebilirsiniz yani tek yazılıma mahkum değilsiniz (bunların destekledikleri özellikler farklı olabilir). XMPP hesabınızı oluşturduktan sonra Jitsi’nin tüm üst düzey özelliklerini XMPP üzerinden kullanabilirsiniz. Bunların arasında sesli arama, videolu arama, masaüstü görtüntüsünü aktarma, masaüstü paylaşma (uzaktan erişim), çoklu sesli arama (konferans) gibi gelişkin özellikler var. Jitsi 2.0 ile bu özelliklere çoklu video arama da ekledi ve artık sesli aramalar için daha önce övdüğüm Opus ses codec‘ini de kullanabiliyor. Video codec’lerinde en yüksek kaliteyi sunan h.264 ile özgür codec’ler içinde en iyisi olan VP8 arasında seçim yapılabiliyor.

Eğer VOIP ile özellikle yurtdışındaki ev telefonlarını (PSTN) ve cep telefonlarını (GSM) ucuz tarifelerle aramak istiyorsanız (SkypeOut hizmeti gibi) o zaman bu hizmeti destekleyen bir servis sağlayıcıdan SIP hizmeti satın almanız gerekecek. Ben Jitsi ile ippi (gülmeyin) adlı Fransız bir firmadan bir SIP hesabı ve 5 euro’luk kredi satın alarak İstanbul’daki birkaç GSM numarasını arayarak deneme yaptım. Görüşme kalitesi için vasat diyebilirim ama bundan sonra SkypeOut hizmeti satın almamam için yeterli buldum. SIP üzerinden yaptığınız konuşma kalitesi hizmet veren şirkete bağlı olarak değişecektir, SIP hizmeti satan firma sayısı oldukça fazla. (TR’deki sabit telefonları çok ucuza aratan NoNoh diye bir firma var – yine, gülmeyin)  Eğer ev veya cep telefonlarıyla işiniz yoksa sadece internet üzerinden konuşma yapmak için ücretsiz bir SIP hesabı da alabilirsiniz ancak önceden belirttiğim gibi bu amaç için XMPP daha uygun.

Yaygın kullanılan mevcut protokollerdeki duruma geri dönersek görülüyor ki doğru yolun XMPP olduğu yavaş yavaş AOL, Google ve Facebook tarafından da hissedilmiş ama federasyon desteği ya yok ya da bu konuda sorunlar var. AOL AIM’de “kısıtlı XMPP desteği” sunduğunu söylüyor ancak denememde bir AIM hesabı ile bir XMPP hesabını konuşturamadım. Kendisi XMPP bazlı olduğu halde Facebook Chat hiçbir şekilde Facebook dışındaki bir XMPP hesabı ile konuşmuyor ve bunu zaten sitesinde belirtmiş. Vendor lock-in‘ci Facebook’tan bundan farklı birşey beklemiyordum zaten. Facebook artık aşırı popüler kapalı imparatorluğu ile açık interneti yutmaya çalışan bir problem olarak görülmeli. Facebook’taki içeriğin çoğunu okumak için Facebook hesabı gerekmesi yetmiyormuş gibi Facebook, kullanıcılarını email veya başka bir IM atmaktansa Facebook’tan mesaj atmaya teşvik ediyor. Google bu noktada AOL ve Facebook’tan ayrılarak daha iyi bir duruş sergiliyor. Yine kendisi XMPP bazlı olan Google Talk (GChat olarak da bilinir) hesapları diğer XMPP hesapları ile konuşabiliyor ancak pratikte gördüm ki XMPP’den Google Talk’a authorization taleplerini iletmek ve XMPP’den Google Talk kullanıcısının online olup olmadığını görmek (Presence) konusunda sorunlar yaşanıyor. Jitsi geliştiricilerine bu konuda attığım bir maile aldığım yanıtta sorundan haberdar olduklarını öğrendim. Ayrıca Google Talk diğer XMPP hesapları ile konuşurken Jitsi’nin tüm XMPP özelliklerini desteklemiyor. Çözüm için bekleyip Google’ın bu konuyu ne kadar ciddiye aldığını görmek dışında yapılabilecek çok şey yok. Federasyon çok önemli.

Günümüzde online iletişimde mutlaka dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de iletişim güvenliği. İnternet üzerinden iletişim kurmak isteyen iki kişinin arasındaki konuşmaları okuyabilecek konumda olan birçok aracı unsur var. Bağlı olduğumuz ağın yöneticisi, internet servis sağlayıcımız (dolayısıyla polis ve devlet), bağlandığımız iletişim sunucusu (Google, Facebook, AOL, Microsoft vs.) gibi unsurların tamamı güvenilmez kabul edilmelidir. Güvenilemeyen fakat mahkum olduğumuz böyle bir altyapı üzerinden güvenli iletişimi sağlamanın tek yolu şifreleme yani encryption kullanmaktır. VOIP ve IM alanında Jitsi güvenli şifrelemeyi sadece metin iletişimi için değil; ses, video ve ekran paylaşımı gibi tüm iletişimler için sağlayabilmektedir. Jtisi bu amaçla ZRTP ve OTR (Off-the-Record) gibi ileri şifreleme sistemlerini kullanabilir. Bunun için, iki tarafın da bu sistemleri desteklemesi gerekir, bu da XMPP kullanmak için bir sebep daha. Ayrıca, tüm yazılımlar için geçerli olan bir prensip de, herhangi bir güvenlik beklentisi içindeyseniz mutlaka açık kaynak kodlu yazılım kullanmanız gerektiğidir çünkü kaynak kodu kapalı olan bir yazılımın gizlice size ihanet edip etmediğinden emin olamazsınız. İleride, sadece online iletişim güvenliğine odaklanan bir yazı yazarak bu çok önemli konuyu daha da açmayı düşünüyorum.

Jitsi’nin ve genel olarak XMPP ve SIP’in hala yol alması gereken yanları da var. Örneğin bazıları Jitsi’nin Java bazlı olmasını bir eksi olarak görebilir (altklasöründe kendi JRE’si ile geliyor) ama bence bu kadar kusur kadı kızında da olur demek lazım. XMPP mükemmel bir protokol olmakla birlikte, yeterince insan tarafından kullanılmaması çok büyük bir sorun. “XMPP hesabı açayım da karşımdakinde XMPP yoksa kimle chat yapıcam” olarak özetleyebileceğimiz “network effect” sorununu aşmak için çevremizdekileri Facebook Chat ve Skype gibi ortamlar yerine XMPP’ye davet etmek için uğraşmamız gerekecek. SIP hizmetlerini çok sayıda küçük firmanın veriyor olması Skype’ın marka tanınırlığı ve belli bir kalite imajına sahip olması karşısında kullanıcının kafasını karıştırabilir. Bunu çözmek için Türkiye’deki kullanıcıların birkaç deneme yapıp iyi hizmet verenleri birbirlerine önermesi bir yol olabilir. Mobilde de gidilecek çok yol var. Jitsi’nin henüz telefon ve tabletler için app’i yok, ancak Android app’i yolda. Mobil XMPP app’lerine ve tüm XMPP yazılımlarının listesine şuradan bakabilirsiniz.

Son olarak belirtmek istediğim bir gelişme: açık kaynak kodlu özgür bir yazılım olduğu için karşılıksız desteği hak eden Jitsi’ye Türkçe çevirisinde yapmış olduğum bir miktar katkı ile çeviri %100 tamamlanmış oldu. Yani Jitsi’yi kullanırken anlam veremediğiniz bir çeviri ile karşılaşırsanız Dalgamotor Blog’a da küfredebilirsiniz. İleride katkı vermek isteyenler çevirinin durumuna şuradan bakabilir.

Jitsi ekran görüntüleri.

TPB AFK vesilesiyle “Korsana Hayır”a Hayır!

tpbBir numaralı torrent tracker sitesi olan ThePirateBay‘i yaratanların siteyi oluşturmakla başlayıp “korsanlık” ile ilintili suçlarla yargılanarak hüküm giymelerine kadar uzanan hikayesini anlatan belgesel “TPB AFK : The Pirate Bay – Away From Keyboard” Şubat ayında çıktı. Filmin bütçesi küçük olmakla birlikte böyle bir prodüksiyon için yeterli: 50 bin dolar Kickstarter‘dan toplanmış, ek olarak 30 bin dolar da İsveç hükümetinden sanat fonu kazanmış. TPB elemanları İsveç mahkemelerinde hapis cezası alırken, mücadelelerini ve konumlarını savunan bir belgeselin İsveç devletinden fon kazanması biraz enteresan gözükse de yargı ve yürütmenin net bir şekilde ayrıldığı medeni devletlerde böyle şeyler olması doğaldır. 1 saat 20 dakikalık film, ticari olmayan dağıtım ve izlemeyi serbest bırakan bir Creative Commons lisansı (BY-NC-ND) ile yayınlandığı için, internetten legal bir şekilde indirebilir veya online izleyebilirsiniz. Bu lisans tercihi, elbette TPB’nin telif hakları karşıtı ve paylaşım yanlısı görüşleri ile uyumlu, ve tersi çok tatsız olurdu.

Filmin kendisi bir belgesel sinema harikası olmasa da, tamamını ilgimi kaybetmeden, merakla izledim. Film TPB’nin server sistemi fiziksel olarak neye benziyor, nerede host ediliyor, sistem hangi merhalelerden geçmiş gibi teknik konular ile TPB’nin arkasındaki tayfa nasıl insanlar ve dünya görüşleri nasıl gibi kişisel ve kollektif politik detayları paylaşıyor. TPB’nin tayfası (tayfa diyorum çünkü formel bir organizasyon olmaktan uzak) aleyhine açılan dava süreci filmin merkezinde yer alıyor. İsveç’in adalet koridorlarında TPB’ciler ile telif hakları endüstrisi (Hollywood avukatları) arasında cereyan eden asimetrik yasal mücadele başarılı bir şekilde aktarılıyor. Bu süreçte şirket avukatlarının TPB’ciler ile olan derdinin ABD devletinin İsveç devletine yaptığı bir politik baskıya dönüşmesi (yaptırım tehditleri gibi) ve İsveç devletinin kendi vatandaşlarından ziyade ABD’li şirketlerin çıkarları ile ortak hareket etmesi oldukça göz açıcı. TPB AFK, yer yer gereksiz kişisel detaylar ile konuyu dağıtsa da ana içeriği için kesinlikle izlemeye değer bir film.

Benim esas derdim ise bu filmin gündemi vesilesiyle, telif hakları ve ihlalleri tartışılırken düşünce bulandıran bazı son derece ideolojik propaganda yan etkilerini temizlemek. Bunları konu üzerine düşünürken akılda bulunması yararlı bir liste haline getirdim:

  1. “Korsan”lık açık denizlerde silah zoruyla olur. Film, müzik, kitap gibi şeylerin lisansa aykırı kopyalama ve paylaşımı “korsanlık” değil “telif hakları ihlali”dir ve şiddet içermez.
  2. Telif hakları ihlali “hırsızlık” değildir. Hırsızlıkta, fiziksel bir şey, mesela bir kol saati çalındığı zaman, kol saatinin esas sahibi olan kişi o kol saatinden mahrum hale gelir. İzinsiz kopyalamada böyle bir mahrum bırakma durumu yoktur.
  3. Her bir izinsiz kopyalama “kaybedilen bir satış”a eşit değildir. Bir bireyin bir filmi torrent’leyerek indirmiş olması, bu şansa sahip olmasa filmin orjinalini satın alacağı anlamına gelmez. Örneğin, ayda yaklaşık 750 TL kazanan bir asgari ücretli, her akşam bir filmi torrent ile indirip izliyor diyelim (gayet ölçülü bir kullanım). Bir DVD’nin fiyatı 25 TL civarında olduğuna göre, torrenti başarıyla yasaklayıp engellersek bu birey aylık tüm parasını (30×25=750) DVD almaya harcayacaktır öyle mi? Bu gülünçtür. Öyleyse telif hakkı sahiplerinin “benim 25 TL’lik dvd filmim 40 bin kere indirilmiş, 1 milyon TL zarardayım” şeklindeki akıl yürütmeleri ve tazminat arayışları geçersizdir.
  4. İzinsiz kopyalama yoluyla telif hakları ihlali kanunen suç olabilir. Bu ne kadar saçma bir kanun olsa da gerçek bir veridir. Ancak, saçma kanun pratikte hemen herkesi suçlu konuma düşürdüğü için evrensel yaptırımı imkansızdır. Bu durum, oldukça tehlikeli bir iktidarı istismar aracı olan “keyfi yaptırım”a kapı açar. İktidarın başka bir sebepten dolayı hazzetmediği herhangi bir birey veya topluluğun üzerine “korsanlık” yaptırımı ile gitmesine ve baskı uygulamasına imkan verebilir çünkü bu suçtan zaten herkes suçludur.
  5. Upload veya download yaparak telif hakları ihlali yapan bireyin kanunen cezai sorumluluğundan bahsedilebilse bile, “aracı”nın cezai sorumluluğu meselesi olabildiğine mulaktır ve aracıya yaptırımlar keyfidir. Örneğin TPB AFK filminde de işlendiği gibi, ThePirateBay.org sitesi hiçbir dosyayı kendisi barındırmamaktadır. Sadece, arzulanan dosyaya sahip olan üçüncü bireyleri birbirlerine bulduran bir aracılık yapmaktadır. Eğer bu aracılık bir suç ise, aynı mantık ile, Google da, tüm internet servis sağlayıcıları da, hatta internetin kendisi de bütünen aynı aracılığı gerçekleştirmektedir. Acaba TPB’yi süründüren yasal operasyonlar, “X film ismi .torrent” şeklinde Google’da arama yapınca sonuç getiren, üstüne bu linkleri kendi cache’inde yedekleyen Google’a da uygulanacak mıdır? Abzürtlük nereye kadar götürülecektir? Bir torrent arama motoru olan TPB ile torrent de dahil herşeyi arama motoru olan Google’ın bu açıdan ne farkı vardır?
  6. Bir IP adresi bir bireye eşit değildir. Belli bir IP adresinden izinsiz kopyalama (dosya download veya upload etme) tespit edilmiş olsa bile, bu IP adresini çok sayıda birey internete bağlanmak için kullanmış olabilir. En basitinden bir ev bağlantısında internete tüm aile tek IP üzerinden çıkar. Kurumlarda, kafelerde, üniversitelerde yüzlerce, binlerce kişi aynı harici IP adresini kullanabilir. Dolayısıyla bir IP adresi altında kimin telif hakkı ihlali yaptığını belirlemek için fiziksel olarak donanımlara el konulup incelenmesi gerekir. Böyle büyük ve tatsız bir operasyon (evinizi sabah saatlerinde basıp bilgisayara benzeyen ne var ne yok götüren polisler düşünün), böyle sudan bir suç için orantısız bir uygulama olarak görülmelidir. Daha önemlisi, birey tespit edilemediği için IP adresine yaptırım uygulamak, yani söz konusu IP’yi internetten kesmek veya bu IP’nin internet aboneliği üzerine olan kişi veya kuruma ceza kesmek suçun bireyselliği ilkesine aykırı olduğu için gayrimeşrudur. TPB-Google örneğine benzer şekilde, eğer bir internet bağlantısını dağıtan bir birey, o bağlantıyı kullanan üçüncü kişilerin yaptıklarından sorumlu tutulacaksa bu sorumluluk neden internet servis sağlayıcı şirketlere de genişletilmez? Kanunun dişleri sadece yumuşak etlere mi geçiyor?
  7. Telif hakları yaptırımları devletler düzeyinde muazzam bir ikiyüzlülükle ilerlemektedir. Yine TPB AFK filminde işlendiği gibi, esasında her devlet sadece kendi ülkesindeki şirketlerin telif hakları sahiplerinin çıkarlarını umursamakta, geri kalanına eğer harici bir motivasyonda bulunulmazsa göz yummaktadır. Örneğin Türkiye devleti, Türkiye’deki plak şirketlerinin şikayetlerine ciddi sayılabilecek şekilde kulak verip bu tip yerli eserlerin paylaşımını engellemek için çabalarda bulunmaktadır. Fransa aynı şekilde Fransız kültür endüstrisindeki şirket çıkarlarını öncelikle kollamaktadır. Dış bir ülkeden gelen yaptırım talepleri, ki bu pratikte ABD olacaktır, ancak şantaj ve ticari yaptırım tehditleri ile başka ülkelere dayatılmaktadır. Yani telif hakları yaptırımları emperyalist bir ilişki türünün ifadesi halinde cereyan etmektedir ve meşruluğu bu açıdan da sorgulanmaya açıktır.

Umuyorum ki, bu yazıyı okuyanlar bundan sonra telif hakları konusu açılınca “korsanlık”, “hırsızlık” gibi korku ve panik yaratmaya yönelik kelimeleri (bir de bunu her kapının anahtarı “terör!”e götürenler de vardır haliyle) kullanmaz ve daha bilinçli bir şekilde tartışabiliriz. Emekleriyle çeşitli formatlarda kültürel üretim yapanların (telif haklarını üreticilerden alıp ellerinde tutan yayıncı şirketler değil) emeklerinin karşılığını almak istemeleri haklı ve doğaldır. Bu haklı talebin telif haklarının cezai yaptırımlarla korunması ve bunun getirdiği kısıtlama ve sansür düzeni yerine ne şekilde yapılabileceğini de ileride başka bir yazıda ele almayı düşünüyorum.